Yetim Kız
İncecik elma fidanımızın
Na yaprağı var, ne fışkını
Şu gencecik gelinin de
Ne anası var, ne babası
Ne elinden tutanı var
Ne hayır dua edeni
Bir düğün türküsü
Pugaçev, vahşi bir esinlemeyle:
- Dinle! dedi; bir masal anlatacağım sana.
Çocukluğumda yaşlı bir Kalmuk'tan dinlemiştim. Bir gün
kartal, kuzguna: ''Kuzgun kardeş, söylesene'' demiş; ''şu
dünyada nasıl oluyor da sen üç yüz yıl, bense topu topu
otuz yıl yaşıyorum?'' Kuzgun: ''Şundan, azizim'' diye
yanıtlamış onu; ''Sen taze kan içiyorsun, benseleşle
besleniyorum.'' Kartal düşünmüş: ''Haydi, ben de leşle
beslenmeyi bir deneyeyim'' demiş. Tamam mı, tamam.
Kartalla kuzgun uçup gitmişler. Derken bir at leşi
görmüşler aşağıda. İnip çökmüşler başına. Kuzgun bir
yandan gagalıyor, bir yandan övgüler düzüyormuş leşin
lezzetine. Kartal bir gagalamış,iki gagalamış, sonra
kanat çırpıp havalanırken,
''Yok arkadaş'' demiş
kuzguna; ''üç yüz yıl leşle beslenmektense, bir kere taze
kan içmek çok daha iyi, sonrası Allah kerim''. Ne dersin
Kalmuk masalına? Ha?
Her şeyden çok Marya İvanovna'nın yazgısının
belirsizliği ıstırap veriyordu bana. Neredeydi şimdi? Ne
durumdaydı acaba? Gizlenebilmiş miydi? Güvenilir bir
yer miydi sığınağı?
Genç adam! Bir gün bu yazdıklarım eline
geçerse, en yararlı, en köklü değişikliklerin, ancak
ahlâkların düzelmesi yoluyla, hiçbir zorlayıcı sarsıntı
olmadan gerçekleşenler olduğunu unutma...