Ne var ki kaderin tüm beklentilerimi yerine getirmesi ve benim de bunun õtesinde hiçbir şey talep etmeyişim bir alışkanlık haline geldiğinden bu hal giderek yaşamımda bir hyecan eksikliğine ve cansızlaşmaya yol açtı. O dönemde
bazı yanı farkındalık anlarında bilincine tam varmadan içimde özlemini çektiğim şey arzulardan ziyade, arzulama arzusuydu; daha güçlü, daha bağımsız, daha tutkulu,daha doyumsuz istek duyma, daha yoğun yaşama, belki de acı çekme ihtiyacıydı.
Fazlasıyla aklı başında bir yöntemle varoluşumdan bütün çelişkileri uzaklaştırmıştım ve bu çelişki yokluğu canlılığımı söndürüyordu. İsteklerimin giderek daha da azaldığını ve zayıfladığını, duygulanıma bir tür donukluğun yerleştiğini görüyordum; belki
de en iyisi şöyle ifade edecek olursam, bir tür ruhsal iktidarsızlık ve yaşamda tutkuyla yer alabilme yetersizliği hissetiğimi söyleyebilirim. Bu eksikliğimi Önce küçük
İşaretlerden fark ettim, Tiyatrolardaki ve salonlardaki bazı sansasyonel toplantılara katılmayı giderek daha sıklıkla ihmal ettiğimi, övgüyle söz edilen kitapları ısmarlayıp sonra da haftalarca hiç dokunmadan yazı masamın
üzerinde bıraktığımı gördüm; gerçi mekanik bir biçimde merak duyduğum seyleri toplamaya, kadeh ve antika satn almaya devam ediyordum, ama onları düzenlemekten vazgeçmiştim...