Kendimi dışarıya çıkmaya zor bela ikna ettiğim bir gündü. Hareket, temiz hava, doğa, kitap okuma, maneviyat ihtiyacımı "sabahtan beri ev işi yapıyorsun ya otur evinde ne yapıyorsan evde yap" diyen iç sesime (bu iç seste hem psikolojik halimin olmaması hem de annemin
"Mala pîrê, stara pîrê."
özdeyişinin etkisi vardı fikrimce) karşı gelmeyi başarıp termosuma çayı koyarak yola koyulmuştum.
Onun hikayesi ise etrafımda dolaşması ile başladı. Çantamdan mama çıkarıp verdim velakin yemedi. Sonra yamacıma geldi. Belli ki derdi karnını doyurmak değildi insan türünün dertleri gibi komplike dertleri yoktu belki ama onun da tefekkür ettiği aradığı şeyler vardı... Hikayenin sonunda kucağıma oturmuş o kalkana kadar yerimde durmamk durumunda kalmışımdır. (Onun gitmesi için sesli ikna çabalarım oldu tabi itiraf etmeliyim. Dikkate mi aldı başka bir ihtiyacına mı sahip çıktı bilmem.)
*Kürtçe bir atasözü olup Türkçe karşılığı " yaşlı kadının evi huzurudur/korunağıdır./sığınağıdır. " şeklindedir.