Daha yirmi yaşında ihtiyarladım gitti!..
Sayfa 116
Şiir
Gülmesi bittikten sonra Aşçıbaşı'nın burnunun dibine kadar sokulup ,ciddiyetle tıslayan bir sesle "Unutmak diye bir şey yoktur!" demişti, "Ne kadar debelensen de sadece unuttuğunu zannedersin ve unuttum dediğin şeyler zaman gelir kılık değiştirerek çıkar karşına. Yumurtadan çıkan kuşlar gibi ruhunu delik deşik ederek çıkarlar hem de. Şunu iyi anla: Unuttum diyen biri, kendini ömrünün sonuna kadar aynı şeyi tekrar ve tekrar yaşamaya mahkûm etmiştir sadece, o kadar!"
Sayfa 220·Kitabı okuyor
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ez ji dibêm; axurê welêt ji qesrê dagirkeran xweştir e.
“ Bi ya min, li welêt jiyana civakî tevî tevliheviyên xwe yên bêsînor, ji jiyana civakî ya li Ewropayê pir germtir û xweştir e. “
Sayfa 14 - Pall \ Helîm Yûsiv.
İSTİKBAL İSLAMINDIR!...
"İstikbål İslâmındır"; bana sipariş edilen eser... İstikbâl: Âtî, gelecek zaman. Karşılayış, gelen bir kimseyi karşılama... İstikfâl: Kefil olma, kefilliği kabul etme... Atî: Gelecek zaman. Vâki olan. Sonra. Aşağıda. Önde... Âtî-Atîye: İnatçı. İsyan eden, kafa tutan. Asî, sert başlı, serkeş... Atiy: Haddi tecavüz etme, taşma. Çok ihtiyar olma, pîr, Kibirlenme... Atiye: Azgın. Büküp büküp atan... Atiyen: Aşağıda. Gelecekte... Atiyye: Hediye. Bahşiş. Lütûf ve ihsan... Atiyyât: Hediyeler, ihsanlar. Büyük bir kimsenin bahşişleri. Ât: Arapça'da cem' (arttıran) edatıdır, kelimelerin sonuna gelerek çoğul yapar... Atâ: Önceden gelen. Aynı soyun büyüğü. Baba veya ecdaddan olan büyük... Atâ: Verdi, veren. Geldi, gelen... Atâ: Verme. Bağışlama. Bahşiş. Lütuf. İhsan... Hedâya: Hediyeler... Hedî: Mürşid. Boyun. Ferdâ: Yarın. Bugünden sonraki gün. Bir olarak. Tek olarak... Ferd: Tek, bir, yekta. Eşi, benzeri olmayan... Ferîd: Benzeri pek nadir bulu-nan. Benzeri bulunmayan, yektâ. Doğrudan doğruya Kur'ân'dan ders alıp veren kuvve-i kudsiye sahibi olan Evliyâullah. Yalnız ve münferid. Zamanında eşine rastlanmayan. Akrân ve emsâli yok. Dizilmiş inci. Bir tâne, nefis ve seçilmiş kıy. metli cevher. Kendi reyi ile hareket eden mağrur kimse... Ferîd: Katılaşmış şey, donmuş nesne. Avcı kuş... Perdâ: Yarın... Perd: Kıvrım, büklüm, kat... Peride: Uçmuş. Solmuş... Pervâz: Kanat açmak, uçmak. Uçan, uçucu. Nur. Karargâh. Saçmak. Hücre. Saçak. Ayna. Dolap. İnce, uzun tahta. Uçan, uçucu gibi mânâlara gelerek birleşik kelimeler yapılır. Âmed: Gelmek, geliş, vürûd eyleme... Amed: Sütunlar. Bir şeye devam üzere olma. Mülâzemet etmek... Amedî: Geliş... Amid: Çok hasta. Aşk hastası. Başlıca nokta. Önder, şef, komutan. Rehber. Haraç alan kimse... A'mîde: Temeller. Sütûnlar. Büyük kimseler.
Sayfa 358 - Ağustos 1994, “BU ASRIN SAHİBİSİNİZ!...”, Vâridât: Mehdi, İbda Yay.
Lûgatçe
Kabadayı ile külhanbeyi arasındaki nüans
Çoğu kişi ikisi arasındaki farkı yeterince değerlendiremez; oysa yattıkları yer ile içtikleri su bile ayrıdır... Kabadayı mahallede barınır.. Külhanbeyi hamamda yatar kalkar.. Birincisi edeplidir.. İkincisi edepsiz.. Osmanlı yaşamında ikisinin de yeri, raconu ve töresi vardı... * Çok eskiden, aşağı yukarı her mahallenin bir kabadayısı bulunurdu; bu alanda Kasımpaşa ün salmıştır; ama, bir zamanlar İstanbul'da mahalle yaşamının düzenini sağlayanlar kabadayılardı.. Kabadayı ağırbaşlıydı.. Mahalle sakinlerinin sorunlarını çözümlerdi; kadınları kızları korur, gençlerin kötü alışkanlıklarına karşı çıkardı; silah taşımazdı.. Mahallenin önde gelen kişilerince korunan kabadayı çoğunlukla tulumba takımının başı olurdu.. Bol paçalı pantolon, yumurta topuklu ayakkabı giyer, fesini öne ya da yana yıkar, ceketini omzuna atar, elde tespih, salına salına yü­rürdü... * Ya külhanbeyi kimdi?.. Hamam külhanında barınırdı; 'Layhar'ı pir sayardı; ona buna çatmayı huy edinen densiz kişilere de külhanbeyi denirdi.. Külhanbeyi zoru görünce çamura yatan.. Zayıfı ezmeye kalkışan.. Kabadayı geçinen.. Ama, kabadayı olamayan .. Konuşması laubali.. Densiz.. Farfara.. Gürültücü, patırtıcı, ama, kalıbının kıyafetinin adamı olmayan kişiydi.. Hamamlarda külhanbeyliği başlangıçta dilencilikle gelişmiş, sonraları tulumbacılığa sarmış, ona buna yamanarak yaşamayı yeğlemiştir.. Külhanbeyleri pirleri Layhar'a 'Hu' çekerler, dua okurlar, zorba görünürler, ama, yüreksiz ve ciğersizdirler... * Osmanlı döneminde kabadayı ile külhanbeyi ayrı konumlarda idiler; Cumhuriyet döneminde tulumbacılığın yerini itfaiyecilik aldı, hamam külhanları da düzene girdi, zapturapta alındı; kabadayılıkla külhanbeyliği de raconundan çıktı; sözde ve yaşamda birbirine karıştı... Adamın birini kabadayı sanıyorsunuz.. Bu yolda hava
Sayfa 103 - Cumhuriyet Kitapları·Kitabı okudu
Alıntı
Pir Sultan’ın asılması, Osmanlı Devleti’nin heterodoks bir Türk ozanına uyguladığı şiddetin somut bir örneğidir ancak bu idam onu susturmadı. Pir Sultan’ın deyişleri yazılı olmayan ama sözlü aktarın güçlü kanalları aracılığıyla yaşamaya devam etti. Bu yaşama direnci, Alevi geleneğinin sözlü kültürünün ne denli dayanıklı olduğunu göz önüne serer.