1.kitap kadar mükemmel ve güzel. Bu sonu haketmiyorlardı. Ama kitap mutlu sonla bitseydi saçma olurdu sanırım. Çünkü adı üstünde Öyle bir uğradım. Ukde’nin öyle bir uğramasına rağmen Eflah ile arasında ki ilişki o kadar iyiydi ki. Sonunu bilmeme rağmen ağlamıştım. Hem de okulda. 5 dakika falan net ağlamıştım. Dayanamadım. Bu yer spoi olacak isteyen okusun!!!!
Bir de Ukde’nin babasının Kenan olduğunu öğrendikten sonra bende şalter koptu. Kenan da şerefsizmiş. Sarhoş bir kadından faydalanacak kadar kıskançlığın esiri olmuş. He bir de içkisine ilaç koymuş. Necip,Piraye’ye çok iyi bir koca olabilirdi. Ama Piraye ona sormak yerine sürekli ayyaş gezdi. Sonunda da katil oldu ve hapise gitti. Piraye’nin bir konudan haklı olsada insan bir sorar yani değil mi? Neyse kitap okunur
Canan Tan bu kitabında duygusal derinliği ve toplumsal gerçekliği birbirine harmanlayarak bir aşk romanı yazmış. Baş karakterine Nazım Hikmet’in büyük aşkı Piraye’nin ismini vererek daha en baştan güçlü, mağrur ve sadık bir kadın imajı çizmiş. Roman, sadece bir aşk hikayesi değil, aynı zamanda bir kadının kimlik mücadelesini ve geleneklerin modern hayat üzerindeki baskısını konu alıyor. Roman, İstanbullu iyi eğitimli ve özgür ruhlu bir genç kadın olan Piraye’nin Diyarbakırlı Haşim ile üniversitede başlayan aşkını odağına almış. Hikaye, İstanbul’un modern yüzünden Diyarbakır’ın törelerle örülü, muhafazakar yapısına uzanan sert bir geçişi anlatıyor.Doğu ve Batı arasındaki yaşayış farkı, "gelin" olmanın getirdiği ağırlık ve aşiret kuralları.Eğitimi ve duruşu ne kadar güçlü olursa olsun, bir kadının geleneksel bir aile yapısı içindeki var olma savaşı.Aşk için nelerin feda edilebileceği ve gururun bittiği noktada başlayan kabulleniş.
Piraye: Kitabın ruhu olan karakter modern Türkiye kadınının bir temsilcisidir. Ancak aşkı için girdiği yolda, kendi değerlerinden ödün vermeden sistemin içinde nasıl eridiğini ya da direndiğini okudum.
Haşim: Piraye’ye olan aşkı ile ailesine köklerine ve törelere olan bağlılığı arasında sıkışıp kalmış trajik bir figür. Okurken çoğu zaman Haşim’e karşı hem empati hem de kızgınlık besledim.
Kitabın dili son derece akıcı, sade ve içtendi. Mekan betimlemeleri özellikle Diyarbakır’ın atmosferi okurken oradaki yaşamı zihnimde canlandırmama yardımcı oldu.
Türkiye’deki feodal yapının ve aile içi hiyerarşinin bireyler üzerindeki etkisini anlamak adına sosyolojik bir alt metne sahip.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Henüz kitabın 96. sayfasından yazıyorum…
Piraye’ye aşırı sinir oldum her geleni geri çevirmesi sanırım sonunda yanlış kişiyi bulacak izlenimi veriyor bana bakalım göreceğiz devamında… :)
PirayeCanan Tan · Doğan Kitap · 201650,4bin okunma
Nazım Hikmet’le aynı hapishanede yatarken Malatya Hapishanesine sürgün olarak gönderilen Kemal Tahir o esnada o hapishanede yaşadıklarını kendi ağzından fakat başka bir isimle aktarmış.
Murat hapishanenin bilirkişisi görevini görüyor. Kadınların ve erkeklerin aynı hapishanede birbirlerine oldukça kolay bir şekilde ulaşabildikleri bir ortamda birbirine benzer suçlardan düştükleri zindanlarda çilelerini nasıl doldurduklarını bazen güldürerek çok zaman düşündürerek güçlü kalemi ve gözlem yeteneğiyle kitaplaştırmayı başarmış. Nazım Hikmet’in Piraye’ye Mektuplar kitabıyla eş zamanlı olarak okumam kitabı daha anlaşılır kıldı benim için. Kitapta sık sık Nazım’a da göndermeler yapıyor Kemal Tahir. Farklı yerlerde aynı sebeplerden yatan iki arkadaş oldukları içindir belki de.
Umut etmek her zaman güzeldir fakat birine umut aşılamak insanı çok büyük bir yükün altında ezilmiş gibi hissettirir. Murat’ın da özellikle kitabın son bölümünde bu yükün altında ne kadar ezildiğini görüyoruz.
Kemal Tahir bir hapishanedeki gözlemeleriyle bir ülkenin röntgenini gözlerimizin önüne seriyor.
Kitabında eleştirdiğim nokta ise; bir ırkı yüceltmek için başka bir ırkı küçük düşürmek için kullandığı dil oldu. Siyasi düşüncelerinden dolayı hapsedilen bir yazarın böyle bir dil kullanması benim Kemal Tahir’e verdiğim eksi bir not oldu.
Nâzım’ın, 1933’ten 1950’ye kadar, on yedi yıl boyunca, çeşitli cezaevlerinden kendisine yazdığı mektupları, Piraye bir tahta bavulda saklardı. Ceviz ağacından yapılmış, küçük bir tahta bavul. Küçük olduğu için, belki “çanta” demek daha doğru. Bu ceviz çantayı ona Nâzım Çankırı Cezaevindeyken yapıp Piraye’ye göndermiş. Bu çantada yer alan 581 adet mektuptan oluşan bir kitap, mektuplar arasında Nazım’ın şiir kitaplarında da karşılaştığımız şiirlerin ilk hallerini de okuma şansımız oluyor. Nazım’ın Piraye’ye olan büyük aşkını biyografisini okuyoruz adeta kitap boyunca, tabi son mektuplar ister istemez hayal kırıklığı yaratıyor okurken.
Hapishaneler muhalif olan insanlar için her zaman birer okul haline gelmiştir. Bir çok büyük yazarın en üretken dönemlerinin hapishaneler olduğunu biliyoruz, Nazım Hikmet de bu okullarda okuyan öğrencilerden biridir diyebiliriz. Bu kitapta Nazım’ın büyük şairliği yanında ne kadar iyi bir ticaret insanı da olduğunu görüyoruz. Üniversite okuyan maddi durumu iyi olmayan bir öğrencilerin part time işlerde çalışarak hem kendi hayatını idame ettirip hem de ailesine yardımcı olduklarına sıklıkla tanıklık yapıyoruz. Nazım Hikmet’te hapishanede yaptığı farklı işlerle bir yandan kendi hayat şartlarını kolaylaştırırken bir yandan da Piraye’nin türlü sıkıntılarını gidermeye çalışıyor. Hapishanenin ilk yıllarında her zaman umutvar olan ve her an serbest kalacağını düşünen Nazım, zaman ilerledikçe içinde bulunduğu durumu kabullenerek umudumu kaybediyor.
Birçok kişinin Nazım’ı eleştirdiği yön olan Eksik enternasyonel bir kominist olduğu düşüncesine bu kitapta doğru olduğunu da görüyoruz. Kendisine koministim diyen birinin tüm halklar için yazması ve mücadele etmesi gerekirken Nazım’ın şiirlerinde ve yaşamında bunu çok fazla göremiyoruz.
Piraye'ye MektuplarNazım Hikmet Ran · Yapı Kredi Yayınları · 20176,1bin okunma
Bazı kitaplar vardır öyle bir çırpıda okumak istesenizde okuyamayacağınız. Bu deneme de böyle. Öyle kapılara açılıyor ki geçmişin, doğunun, batının ünlü isimlerin eşiğine misafir oluyorsunuz. Tanıdığımız esasında tanıdığımızı sandığımız kişilerin sırlarını öğreniyorsunuz. Kendi hayatlarına dair en bilinmedik olaylar yer alıyor.
Nazım Hikmet ile Piraye aşkını duymayan yoktur. Ve duyanda bu aşkın ölümsüz, benzersiz, biricik olduğunu sanır. Oysa bu kitabı okuyunca Piraye’ye ne çok üzüldüm. Nazım’a ne çok sinirlendim.
Ve daha nice şaşıracağınız hayatlar…