Allah’ın rızası üzerine başlanmayan her şeyin sonu hüsrandır.
Kitapta bunu Semir karakteri üzerinden çok güzel bir şekilde anlatıyor müellif.
“Herkes yapıyor, ben de yapayım; ne olacak? Hem ben herkes kadar aşırıya gitmiyorum, onlar kadar kötü değilim.” tesellileriyle yanlışları yapmaya devam ediyoruz. Yanlış yanlıştır, günah günahtır; bunun azı çoğu yok. Rabbimiz “terk et” demiş, nokta. “Ben diğerleri kadar dine aykırılık yapmıyorum.” diyerek günahtan sıyrılamayız. Bir de o günaha hiç yaklaşmayanlara bakmak gerek. Dinimize aykırı gelen her şey, pek tabii fıtratımıza da aykırı olduğu için hep bir huzursuzluk yaşarız. Ama o yanlışa çoğu zaman devam ederiz. Ve bu yanlışlar, çoğu zaman matemlerle bize geri dönüş yapar.
Kölelik kalkmadı, sadece şekil değiştirdi; buna artık hemfikiriz. Patronların köleleriyiz, makamların köleleriyiz, sosyal medyanın köleleriyiz… Hatta bazıları artık ilah edinip bunlara kul olmaya başladı. Ve şirk aldı başını gidiyor.
Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:
“Ümmetimle ilgili olarak korktuklarımın en korkutucu olanı, Allah’a şirk koşmalarıdır. Dikkat edin, ben size onların aya, güneşe ve puta tapacaklarını söylemiyorum. Fakat Allah’tan başkasının emirlerine ve arzularına göre iş yapacaklarını söylüyorum.”
(İbn Mâce, Hadis No: 4205)
Bu hadis tam da Semir karakteri için söylenmiş bir hadis gibi. Mal mülkle o kadar kafayı bozdu ki patronunun hevesine, arzusuna göre hareket etmeye başladı. Allah’ın emirlerini hep kulak ardı etti, hep erteledi. Ve tabii sonu hüsran oldu.
Ve gelelim İnascığımıza… İnas’ın satırlardaki dine bağlılığını okurken hep “Ahh, kızım da böyle olsun.” dedim. “Allah’ım, ona şöyle güzel güzel namaz elbiseleri alsam, eşimle birlikte hep beraber namaz kılsak…” diye insan hayal kurmadan edemiyor. :) :)
Ama Ennus’un ailesi