Ömür Dedikleri Yalan Kuşu
Bir yük gibi taşıyordu kendini nicedir. Uzun zamanları birikmiş tombul anıları gibi. O anıların yadsınamaz ağırlığı; içinin dip odalarında uçuşan yarasalar, duvarlarının çatlaklarına gizlenmiş akrepler, belleğin ağır akışkan yılanları. Geçmişin “keşke”ye anlam tanımayan yapışkan ağdası. Geleceğin “belki”yi silen umarsızlığı.
Jung, insan hayatını iki ana döneme ayırır: Yaşamın ilk yarısı, kişi bu dönemde daha çok kendini ispat etmeye, sosyal bir kimlik kazanmaya ve bireysel başarı elde etmeye odaklanır. Bu, ego merkezli bir süreçtir. Yaşamın ikinci yarısında ise kişi, kendini ispat çabalarından ziyade, içsel bir yolculuğa çıkar. Kendini tanıma, bireyleşme (individuation) ve daha derin bir anlam arayışı ön plana çıkar.
Pandora’nın kutusu açılıp, Zeus’un içinde sakladığı bütün kötülükler dünyaya saçıldığı zaman, orada son bir kötülük kaldığından kimsenin haberi olmamıştı: Ümit. O zamandan beri, yanlışlıkla kutuyu ve içindeki ümidi iyi şans olarak yorumladık. Fakat Zeus’un arzusunun, insanların kendilerini işkenceye teslim etmeleri olduğunu unuttuk. Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır.