Bir sey, sona ermek için başlamıştır. Serüven uzamaya gelmez; ona anlam veren- ölümüdür yalnız. Bu ölüme,
belki benim de sonum olan bu ölüme, sürüklenirim. Geriye dönmek elimden gelmez. Her an, ardından geleni getirmek için ortaya çıkar. Her an'a, bütün varlığımla sarılırım. Onun yerine, başkasının konulamayacağını, onun başkasına benzemediğini bilirim. Ama onu yitip gitmekten alıkoymak için bir şey de yapamam. Berlin'de, ya da Londra'da iki gün önce rastladığım bir kadının koynunda geçirdiğim dakikanın çılgınca sevdiğim dakikanın, neredeyse aşık olacağım kadının da sona ereceğini bilirim. Birazdan, başka bir ülkeye gitmek üzere yola çıkacağım. Bu dakikayı da, bu kadını da bulamayacağım bir daha. Her saniyenin üzerine titrer, her birini emip bitirmek isterim. Hiçbir şey gözümden kaçmaz. Her şeyi unutulmaz bir biçimde yerleştiririm gönlüme. Ne o güzelim gözlerin kaçamak sevecenliğini, tatlılığını, ne sokağın gürültüsünü, ne de nerdeyse ışıyaçak günün aldatıcı aydınlığını gözden kaçırırım. Ama dakikalar yine de, geçip gider. Durduramam onları. Geçip gitmelerinden hoşlanırım.
Sonra, ansızın, bir şey çattadak kırılır. Serüven bitmistir artık. Zaman gündelik gevşekliğini alır. Geri dönerim; o güzelim müziksel şeklin, ta ardımda, geçmişin
içine batıp gittiğini görürüm. Gittikçe ufalır; gömüldükçe dertop olur, başlangıcını sonundan ayıramam şimdi. Bu pırıl pınl noktayı gözlerken, ölümle karşılaşmak, para pul yada bir dost kaybetmek uğruna da olsa, hepsini, aynı durumlar içinde, baştan başa, yeniden yaşamak isteyeceğimi düşünürüm. Ama bir serüven yeniden başlamadığı gibi, uzayıp gitmez de.