Salih Körtalih

Yaşamak
Yaşarken başımızdan hiçbir şey geçmez. Dekorlar de­ğişir, kişiler girer çıkar yalnız. Başlangıçlar da yoktur; Cumartesi öğleyin günler anlamsız bir biçimde birbirine eklenir durur; sonu gelmez, tekdüze bir ekleniştir bu. Arasıra şöyle bir he­sap yapılır : İşte üç yıldır yolculuk yapıyorum. Bouville'e ge­leli üç yıl oldu, denir. Başlangıç olmadığı gibi, son da yok­tur. Bir kadın, bir dost, bir kent, bir kerede terkedilemez. Hepsi birbirine benzer zaten. Aradan iki hafta geçince, Şanghay, Moskova, Cezayir birbirinin aynıdır. Kimi zaman (pek sık değil) , durumu gözden geçirir, bir kadına bağlandığınızı, kötü bir işe girdiğinizi fark edersiniz. Göz açıp kapayıncaya kadar sürer bu. Sonra geçit yeniden başlar; saatleri ve günleri birbirine eklemeye koyulursunuz. Pazartesi, Salı, Çarşamba. 1924, 1925, 1926. Yaşamak budur işte. Ama hayatınızı anlatırsanız , her şey değişir. Ne var ki, bu değişikliği kimse fark etmez. Gerçek hikayelerden söz edilmesi bunun kanıtıdır. Sanki, gerçek hikayeler olabilirmiş gibi! Olayları anlatırken, onların ortaya çıkış biçimini tam tersine döndürmüyor muyuz sanki?
Sayfa 66 - CAN, Roquentin·Kitabı okudu
Edebiyat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Hikaye? Ya yaşa Ya anlat!
“Dün düşündüklerimi yeniden gözden geçirdim. Soğuk­ kanlılıkla düşünüyordum; serüvenler geçirmemiş olmak vızgeliyordu bana. Merak ettiğim tek şey, serüven geçirilip geçirilmeyeceği idi. Şunu düşündüm : en bayağı olayın bir serüven haline girmesi için onu anlatmaya koyulmanız gerekir ve yeter. İnsanları aldatan da bu zaten. Kişioğlu hikayecilikten kur­tulamaz; kendi hikayeleri ve başkalarının hikayeleri ara­sında yaşar. Başına gelen her şeyi hikayeler içinden görür. Hayatını, sanki anlatıyormuş gibi yaşamaya çalışır. Ama, ya yaşamayı ya da anlatmayı seçmek gerek.!!!”
Sayfa 65 - CAN, Roquentin·Kitabı okudu
Edebiyat
Serüven
Bir sey, sona ermek için başlamıştır. Serüven uzama­ya gelmez; ona anlam veren- ölümüdür yalnız. Bu ölüme, belki benim de sonum olan bu ölüme, sürüklenirim. Geriye dönmek elimden gelmez. Her an, ardından geleni getirmek için ortaya çıkar. Her an'a, bütün varlığımla sarılırım. Onun yerine, başkasının konulamayacağını, onun başkasına benzemediğini bilirim. Ama onu yitip gitmekten alıkoymak için bir şey de yapamam. Berlin'de, ya da Londra'da iki gün önce rastladığım bir kadının koynunda geçirdiğim dakika­nın çılgınca sevdiğim dakikanın, neredeyse aşık olacağım kadının da sona ereceğini bilirim. Birazdan, başka bir ülkeye gitmek üzere yola çıkacağım. Bu dakikayı da, bu kadını da bulamayacağım bir daha. Her saniyenin üzerine titrer, her birini emip bitirmek isterim. Hiçbir şey gözüm­den kaçmaz. Her şeyi unutulmaz bir biçimde yerleştiririm gönlüme. Ne o güzelim gözlerin kaçamak sevecenliğini, tatlılığını, ne sokağın gürültüsünü, ne de nerdeyse ışıya­çak günün aldatıcı aydınlığını gözden kaçırırım. Ama da­kikalar yine de, geçip gider. Durduramam onları. Geçip git­melerinden hoşlanırım. Sonra, ansızın, bir şey çattadak kırılır. Serüven bit­mistir artık. Zaman gündelik gevşekliğini alır. Geri döne­rim; o güzelim müziksel şeklin, ta ardımda, geçmişin içine batıp gittiğini görürüm. Gittikçe ufalır; gömüldükçe dertop olur, başlangıcını sonundan ayıramam şimdi. Bu pırıl pınl noktayı gözlerken, ölümle karşılaşmak, para pul yada bir dost kaybetmek uğruna da olsa, hepsini, aynı durumlar içinde, baştan başa, yeniden yaşamak isteyeceğimi düşünürüm. Ama bir serüven yeniden başlamadığı gibi, uzayıp gitmez de.
Sayfa 64 - CAN, Roquentin·Kitabı okudu
Edebiyat
Bulantı
Durum kötü! Hem de çok kötü: İçimdeki pislik, Bulantı var. Bu kez yeni: Kafede yakaladı beni. Bugüne kadar kafeler tek sığınağımdı. İnsanla dolup taktıkları, aydınlık oldukları için. Onları da kaybettim. Odamda, dört bir yandan çevrildiğimde nereye gideceğimi bilemeyeceğim artık.
Sayfa 36 - CAN, Roquentin·Kitabı okudu
Edebiyat
Tiksinme
İnsanın içine kapanması için bundan elverişli bir gün olmaz. Güneşin, yaratıkların üzerine acımasız bir yargı gibi saçtığı bu soğuk ışıklar gözlerimden içime akıyor; zayıflatıcı bir ışıkla aydınlanıyorum. Kendimden tiksinmenin doruğuna erişmem için on beş dakika yeter, eminim. İstemem, eksik olsun.
Sayfa 31 - Can, Roquentin·Kitabı okudu