Pleroma
Tanrı, insan ve kozmos arasındaki en güçlü ilişkilerle ilgili olan muazzam ve karşı konulmaz bir bil­gi ve güç deposunun bulunduğu insan psişesinin tüm saklı im­kânlarının toplamı anlamına geldiğini ifade eder. Psişemizin bu deposu, tüm niyet ve amaçlara karşın, pek çoğumuza kapalıdır, ama bu depoyu açıp onu bilinçle bütünleştirerek yeni bir yaşama uyandırırsak, bu şekilde kendimizi acı veren psişik yalıtılmışlığı­mızdan çıkarıp bir kez daha var olmanın tamlığının ebedi ve ezeli sürecine katılmış oluruz.
Sayfa 105·Kitabı okudu
Olgun çocukluktan, seanslık yetişkinliğe!
Olgun diye övülen çoçuklar genellikle duygularını bastırmak veya bakım verenin duygusal ihtiyaçlarını karşılamak zorunda hissetmiş olandır. İşte o çocuklar bana seansa gelen yetişkinler olarak başka insanların hislerini kendi hislerinin önüne koymamayı, kendi duygusal ihtiyaçlarını yargılamamayı ve hiçe saymamayı öğrenmeye çalışıyorlar.
1000Kitap
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Aşkınlık artık dikey olmaktan çok yataydır- kendi yarattığı evrenin ötesindeki sakin mekanlarda uzanan bir Tanrı meselesi olmaktan çok gelecekteki bir pleroma ya da tamamlanmışlık hali yolunda sürekli kendini aşan bir tarih meselesidir.
Sayfa 72·Kitabı okudu
Jung sıklıkla, uzun vadede bakıldığında sorunun iyilik ya da ahlaksal yasalara itaat değil, sadece ve sadece var olmanın tamlığı olduğunu söylemiştir. Gnostik psikoloji var olmanın tamlığının iyi ve kötü biçiminde iki yarım halinde yapay olarak bölünmesinin ya da ikiye ayrılmasının, insanlığı zincire vuran zorbaca güçlerin bir komplosu olduğunun hep farkında olmuştur. Yaşamı iki ayrı yarı şeklinde bölüp insanoğlunu diğerini dışarıda bırakacak şekilde bu yarılardan birine geçmeyi emrederek, demiurgik güç insanlığın ruhun gölge yanına karşı şiddet uygulamasına ve insanoğlunun kendisini bir tamamlanmamışlık ve suçluluk haline mahkum etmesine yol açmıştır. Pleroma'yı ya da var olmanın tamlığı deneyimini yeniden canlandırmak amacıyla, kötülüğü bilmek zorundayız, ama kötülüğü bilmek demek kötülük yapmakla aynı anlama gelmez. Kötülük yapan kişiler, neredeyse kaçınılmaz şekilde, gerçek anlamda bilinçdışı bir doğası olan bir ya da birkaç takıntı altında hareket eden kişilerdir. Bu yüzden onları antisosyal ve kötü eylemler yapmaya zorlayan şey , tam olarak kendini tanıma, bununla birlikte de kendi kötülüklerini bilme eksikliğidir.
Gnosis unutkanlığı hali, onun birçok yanlış ve sahte nesne yerine tek bir gerçek nesnesini yeniden bulunana kadar dinme­ yecek olan sıkınhlı bir yoksunluk duygusunu daima beraberin­ de taşır. Gölgeler ülkesinden Jung'un Yedi Vaaz'ı yarathğı kadim Gnostikler, çoğu kez kişilerin hissettiği tüm arzuların, herhangi bir şeyden ya da herhangi bir deneyimden, heyecan, mutluluk ve sevgi kazanmak için yapılan tüm girişimlerin ruhun gerçek yurdu olan Pleroma'ya, yani "Varoluşun tamlığı"na duyulan bit­ mek tükenmek bilmeyen bir sıla hasretinin göstergelerinden baş­ ka bir şey olmadığını söylemişlerdir. Sadece evin yolunu bulmuş olanlar bu yolu başkalarına gösterebilir. Kendi yolunu kaybet­ miş bir kişi kötü bir rehberdir. Bilgisi olmayanların, iyi niyetli ol­ dukları sürece dünyaya iyilik edebileceklerine inanan eşitlikçi iddiayı geçersiz kılan da bu gerçektir. Uzun vadede, yalnızca bi­ lenler işe yarar iyilikler sunabilir, çünkü onlar yürüdükleri için yolu bilen kişilerdir. C.G. Jung ruhların; kültürün iyileştiricisiydi. Dünyanın na­ diren görmüş olduğu insanlığa hizmet eden çok etkili bir kişi. Bu etkililik ve bilgelik kalıhmın, çevrenin ya da eğitimin değil, can­ la ilgili gizli bilginin bulunduğu gölgelerin ülkesine giden yolu yürümüş olmasının bir sonucuydu. Bu yolu yürümek ve amacı­ nı bulmak, makul ve mümkün olanın fikirlerine ve dünyaya ters düşmek anlamına gelir. Jung bir zamanlar bizim dünya resmimi­ zin, ancak ihtimal dışı olanın içinde bir yer bulduğunda gerçek­ likle birbirine uyacağını yazmışh. Düzenin kaosa üstün gelmesi ve anlamın sonuçta anlamsızlığa galip çıkması ihtimal dışıdır. Yine de, ihtimal dışı olan şey gerçekleşir; o mümkündür ve men­ zilimizin dışında değildir. Gerçek anlamıyla bakıldığında, ihti­ mal dışı olan şey aslında insanoğlunun otantik yazgısı,
Psikiyatri
BİLİNMEYEN ]UNG
Zaman geçti ve dünya değişti; Yedi Vaaz bir zamanlardaki katibi için bir hayret ve merak nesnesi olarak kalmayı sürdürdü. On üç yıl sonra uzak California'da, ölüler bir kez daha hararetli hayranına "geri döndü". Kudüs'ten değil, Zürih'ten geliyorlardı ve Rascher Verlag yayınevi tarafından Erinnerungen Traume Ge­ danken von C. G. Jung (Anılar, Rüyalar, Yansımalar; C. G. Jung) başlığı albnda yeni yayınlanmış bir kitapta görünmüşlerdi. Ya­ yınlanmadan önceki Almanca bir kopyası ona İsviçreli bir arka­ daşı tarafından verildiğinde, başkahramanımız bu kitabın ek bö­ lümünde gizemli Vaazlar'ın Almanca metninin bulunduğunu he­ men fark etmişti. Vaazlar'ı takdim eden sayfada nahoş bir dipnot vardı: "Yalnızca Almanca basımda yayınlanacakbr." Katibimizin şevki bir kez daha kabarmışb. Aklına Almanca metnin yalnız İn­ gilizce okuyabilen, ama sırf bu nedenden ötürü bu kitabı okuma şansından mahrum kalmaması gereken birçok kişiye ulaşbnl- • Kiliseye ait eşyanın muhafaza edildiği yer. ç.n. 22 ması gerektiğine dair bir fikir geldi. Şimdi önünde daha az ro­ mantik olmakla birlikte yine de ilgi çekici bir iş duruyordu: Met­ nin Almanca orijinalinden İngilizce'ye çevrilmesi. Jung'un ken­ disi tarafından dağıhlmış olan Almanca orijinaline oldukça ben­ zer bir biçimde, bu çeviri de gizli bir şekilde basılacak ve sınırlı sayıda birkaç yakın arkadaşa dağıhlacakh. O sıralarda, elbette, Zürih ve Kusnack'lı yaşlı bilge adam dünyevi hayahnın sahne­ sinden ayrılmışh. Hala spekülasyona ve garip dedikodulara ma­ ruz kalan kişiliği, daha önce olduğundan çok büyük bir açıklık­ la ortaya çıkmışh. Jung psikolojisi yavaş yavaş Almanca konu­ şanlarla sınırlı dünyanın dışına çıkmaya ve hareket kazanmaya başlamış, kurucusunun geleneklere uymayan ruhsal ilgileri de simya üzerine yaptığı fevkalade
Psikiyatri