Tsunocima'da yer alan mavi köşk adlı ongen yapıda geçen yıl eylül ayında mimar bir adam karısı ve karı koca olan hizmetçileri öldürülmüştür. Bu ailenin yanında kalan Çiori adlı kız da geçen yıl ocak ayında polisiye kulübünün yeni yıl partisinde akut alkol zehirlenmesi nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Üniversitenin polisiye kulübünde yer alan yedi genç bu mavi köşke bir haftalığına tatile giderler. Polisiye kulübündeki bu kişilere esrarengiz bir mektup gelir içeriği ise Çiori'nin öldürüldüğü yönündedir.
Mektup mimar olan ve mavi köşkün sahibi ölen Seici'ye aittir...
Eğer hayaletler yoksa göndermesi imkansızdır peki bu eşek şakasını kim yapmıştır?
Malikanede çıkan yangının sebebi nedir?
Ortadan kaybolan malikanenin bahçıvanı mı bu işin içindedir? Dahası üzerinden bir yıl geçmesine rağmen neden şimdi böylesi bir mektuplaşma olmuştur? Zengin olan Seici malikaneyi gizli odalar, dolaplar, kasalarla donatmıştır ve bunların yerini düzeneği bilen tek kişi Seicidir.
Bir sabah bu bir grup gencin bulunduğu malikanede 7 adet plastik levhaya yazılı birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü, sonuncu kurban, dedektif, katil yazıları bulunur.
Orczy, Agatha, Ellery, Van, Poe, Leroux, Carr bu gençleri nasıl bir son bekliyor, adaya gelen giden olmadığına göre katil içlerinden biri mi? Geçen yedi günde her gün bir kayıp, kurtulan olacak mı?
Eser sonunda ters köşe oldum, sıradaki kitabım Dövme Cinayetleri olacak listeye eklendi.
Tavsiye ederim, reklam değil.
@domingo_yayinevi #ongenevcinayetleri
"Ama kanatlanıp çekip gittiyse
Bir gecede ya da bir günde
Bir hayal uğruna, bir hiç uğruna;
Büsbütün kayboldu denir mi buna?
Gördüğümüz, göründüğümüz veya
Her şey rüya içindeki bir rüya."
E.A. Poe - Rüya İçinde Rüya
"Gözlerden uzaklaşınca dünyâ
Binbir geceden birinde gûyâ
Başlar rü'yâ içinde rü'yâ"
Yahya Kemal- Akşam Mûsıkîsi
Poe kıyıdadır şiirinde, dalgaların vurduğu ve suların uğuldayıp durduğu; Yahya Kemal Kandilli'de, artık ne gelenin ne de beklenenin olmadığı yerde...
İhtimal ki Yahya Kemal bu şiiri Mallarmé çevirsinden okumuştur, kesinlik ki muhakkak okumuştur. Öyle ki "Rüya İçinde Rüya"nın her dizesinde bir Yahya Kemal izleği bulmak mümkün görünüyor bana. Bin ikinci gecede ne olduğunu ne olunduğunu bilecek kadar, dalgalardan bir tanesini bile olsun kurtarmaya çalışacak kadar...
***
"Kanatları daha durgun bir saat
Ruhuma tüyünü yaydığı zaman-
Bu sınırlı vakti lir'le, ezgiyle
(Yasak olan şeylerle) geçirmeye
Yanaşmaz yüreğim, bunu suç sayar!
Teller uyum içinde titreşmedikçe."
E.A. Poe - Romans
Yine de hemen öncesinde gelen beş dizeyi eklemek lazım sanki:
" O ölümsüz Akbaba yılları, bak,
Gürültü ile şimşek çakıyor gibi
Sarsıyorlar göğün tepelerini
Gotik edebiyatın efendisi Edgar Allan Poe’nun insan zihninin en karanlık dehlizlerinde gezinen 4 sarsıcı öyküsünden oluşan nefis bir derlemeyle geldim. Kitap; suçluluk duygusunu, deliliği, ölüm korkusunu ve tekinsiz atmosferleri iliklerinize kadar hissettiriyor.
Kitaptaki her bir öykü ayrı bir psikolojik gerilim şaheseri olsa da, benim bu seçkide açık ara en sevdiğim ve beni en çok etkileyen öykü diri gömülme öyküsü oldu. Ölümle yaşam arasındaki o ince çizgide, en büyük insani kabuslardan biri olan nefessiz kalma ve canlı canlı mezara konma korkusu o kadar klostrofobik ve çiğ bir gerçeklikle işlenmiş ki, okurken odadaki havanın tükendiğini hissediyorsunuz. Poe’nun insan psikolojisindeki o saf dehşeti yakalama becerisi bu öyküde zirveye ulaşıyor.
Kısa hacmine rağmen bıraktığı tortu çok büyük, insanı huzursuz eden ama elinden de bırakamadığı tam bir deha işi. Karanlık, gotik ve psikolojik derinliği olan öyküler sevenler bu 4 halkalık zinciri mutlaka okumalı.
Edgar Allan Poe, kuşkusuz korkunun ve hayal gücünün ustasıdır. Ancak bana göre "Veba Kralı", Poe’nun genel kabul gören o ağır kasvet ve karanlık imajıyla tam olarak örtüşmez.
Yazarın olay örgüsünden ziyade atmosfere odaklandığı bu metin; günlük nesneleri ve tanıdık manzaraları kullanarak okurda tedirgin edici bir gerçeklik algısı yaratır.
Poe; sadece karanlık temalarıyla değil, mekan betimlemelerindeki başarısı ve edebiyatın mutfağına dair sunduğu ironik, teknik rehberliğiyle de okurunu zenginleştiren, oldukça çok katmanlı bir yazar olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Veba KralıEdgar Allan Poe · Zeplin Kitap · 2020133 okunma
Elliot Engel, İngiliz edebiyatı üzerine çalışan ve yıllarını klasik eserlere adamış bir akademisyen. Türkçede yayımlanan Oscar Nasıl Wilde Oldu? adlı kitabı, yalnızca yazarların hayat hikâyelerini anlatan sıradan bir biyografi kitabı değil. Engel, edebiyat tarihinin önemli isimlerini ders kitaplarının kuru bilgilerinden çıkarıp yaşayan, hata yapan, mücadele eden insanlar olarak karşımıza getiriyor.
Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken şey, daha önce okuduğum birçok eseri yeniden okuma isteği duymam oldu. Çünkü Engel, yazarların eserlerini hangi koşullarda yazdıklarını, hayatlarında yaşadıkları ilginç olayları ve kişiliklerinin bilinmeyen yönlerini öyle etkileyici bir şekilde anlatıyor ki, kitapları bambaşka bir gözle görmeye başlıyorsunuz.
Shakespeare'den Jane Austen'a, Edgar Allan Poe'dan Charles Dickens'a, Bronte kardeşlerden Ernest Hemingway'e kadar birçok önemli yazarın yaşam öyküsü kitapta yer alıyor. Özellikle eserlerin arkasındaki insanı tanımak, romanların anlamını daha da derinleştiriyor.
Kitapta dikkat çekici bulduğum ayrıntılardan biri de Viktorya dönemi yazarlarıyla ilgiliydi. Charles Dickens, Charlotte Bronte, Emily Bronte ve George Eliot gibi bugün dünya edebiyatının devleri olarak kabul edilen isimlerin birbirine oldukça yakın yıllarda doğmuş olması şaşırtıcı. Kraliçe Viktorya'nın uzun süren saltanatı boyunca aynı dönemde bu kadar çok büyük yazarın ortaya çıkması, edebiyat tarihinde pek sık rastlanan bir durum değil.
Elliot Engel'in anlatımı sayesinde edebiyat yalnızca kitaplardan ibaret olmaktan çıkıyor; yazarların hayatları, dönemin şartları ve eserlerin ortaya çıkış hikâyeleri de en az romanların kendisi kadar ilgi çekici hale geliyor. Bu nedenle kitap, klasik edebiyatı sevenler için olduğu kadar, yazarların bilinmeyen yönlerini keşfetmek isteyen
Polisiye edebiyatın başlangıç noktalarından biri olarak gösterilen Morgue Sokağı Cinayetleri'ni okurken beni en çok etkileyen şey cinayetin kendisinden çok, olayın çözülme biçimi oldu. Bugün polisiye romanlarda ve dizilerde alışık olduğumuz birçok unsurun temellerinin bu kısa hikâyede atılmış olması oldukça dikkat çekici.
Edgar Allan Poe, okuru yalnızca bir cinayetin gizemiyle karşı karşıya bırakmıyor; aynı zamanda düşünmenin ve akıl yürütmenin önemini de gösteriyor. Dupin karakteri olaylara herkesin baktığı yerden bakıyor ancak herkesin gördüğünden farklı sonuçlara ulaşıyor. Bu yönüyle hikâye, suçun çözümünden çok insan zihninin çalışma biçimi üzerine kurulmuş gibi hissettiriyor.
Hikâyeyi okurken zaman zaman olayların günümüz polisiyelerine göre daha sade kaldığını düşündüm. Ancak metni değerlendirirken yazıldığı dönemi göz önünde bulundurmak gerekiyor. Çünkü bugün bize tanıdık gelen pek çok polisiye unsur, ilk kez bu hikâyede karşımıza çıkıyor. Bu açıdan bakıldığında Morgue Sokağı Cinayetleri yalnızca bir suç hikâyesi değil, aynı zamanda bir edebiyat tarihidir.
Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey katilin kim olduğu değil, insanların aynı olaya bakıp nasıl bu kadar farklı sonuçlara ulaşabildiğiydi. Poe'nun asıl başarısı da burada yatıyor. Olayı çözmekten çok düşünmeyi ilgi çekici hâle getiriyor. Polisiye türünün nereden başladığını merak eden herkes için okunması gereken, kısa ama etkisi büyük bir eser olduğunu düşünüyorum.