Ah, benim yüreğim kadar ona her yönde yakın bir yürek olabilir mi? Benimki kadar onu kandırmış ve ona kanmış, kirpik nasıl göz için yaradılmışsa, yalnız onu sormak için yaradılmış kalb var mıdır?
Tek çiçek olup çıkmıştık, içli sevinçlerini kapalı taçları içinde gizleyen sevgili bir çiçek gibi ruhlarımız birleşik yaşıyordu.
Buna rağmen, buna rağmen, onu çalınmış bir taç gibi başımdan çekip yerlere seren ben oldum.
Bir sazın dağınık nağmelerine benzemiyor muydum? Sesim daha dinmemişti. Ama verdiğim ancak ölüm sesleriydi. Kendi kendime acıklı bir ayrılık şarkısı söylüyordum. İstiyordum ki kendime bir ölüm çelengi örebileyim. Ama elimde ancak kış çiçekleri vardı.
Yıpranmış ve solmuş değil midir insan? Koptuğu ağacı bir daha bulamadan rüzgarla da oraya buraya sürüklendikten sonra toprağın altına gömülüp kalacak bir yapraktan farkı var mıdır onun ?
O nerede? diye artık sormuyorum, değil mi ki o var, yine de dönüp bu dünyaya gelebilir, olsa olsa şimdi onun bir köşesinde gizlidir. Değil mi ki onu gördüm, tanıdım, o nedir? diye artık sormuyorum.