Anakronik olarak bir ucubenin derealizasyonu (yalnızca dış görünüşüne duyulan ilgi, insan olup olmadığı sorusunun kesin reddi) gibi görünen şey, bölünmeleri bizimkilerle örtüşmeyen bir dünyanın "gerçekçi" bakış açısıdır.
Bedenin karanlığı, kendi içinde, bir sakatlıkla karşılaştırılamaz. Çünkü bir sakatlık görünür, somut olarak hissedilir. Bedenin salgıladığı karanlığın elle tutulabilecek bir tarafı yoktur. Kan görüntüsü gibi, sadece iticidir.
Böyle bir rahatsızlığın nedeni nedir? Aslında ortada bir adaletsizlik, bir suçlu yok. Ne var ki, söz konusu olan duygu, agresyondur. Aykırı bir şekil görüntüsü, fiziki saldırı benzeri bir şiddetin taşıyıcısıymış gibi, ötekinin tüm masumiyetine rağmen agresyonu gündeme getirir.
Sana ulaşmaya cesaret ediyorum,
Parlaklığının kenarına dokunmaya cesaret ediyorum.
Rüzgârların ötesine atlıyorum,
Ağlıyor ve bağırıyorum,
Fildişi bir bilegi taşında bilendiğinden
Bir kılıç kadar keskindir gırtlağım.
Gözlerimdeki neşenin, aşkımın seğirten mutlululugunun
Şarkısını söylüyor gırtlağım.
Gökkuşağı nasıl düştü kalbimin üstüne?
Parmaklarımda uzanmaları için denizlere
nasıl tuzak kurdum
Ve nasıl yakaladım gökyüzünü, başıma bir örtü olsun diye?
Mistik ışığının dört çemberiyle kuşatarak beni
Nasıl gelirsin benimle kalmaya?