aslında pek inceleme olmadı ama olsundu...
bu kitabı 2005 yılında ilk defa eline alan, okuyan arkadaşa 2018'den selam olsun.
Dostoyevski kendini hasta olarak gören bir adam... lakin hasta hastalığını fark eden midir yoksa hastalığını kabullenmeyen midir orası bilinmez. çoğu zaman küçük bir böcek olmak istemiştir bizim Dostoyevski. ona göre gitmek veya gitmemek pek önemli değil. kimseyi umursamadığını savunur. iyilik yapmayı sevmez. faydası olmadığını düşünür. aksine iyilik yaptıkça, acı çektiğini dile getirir. insanlar affedilmemelidir. bunun yanında bir de güzel unutulmalıdır. çünkü size kötülük yapan insana verilebilecek en güzel bir ceza onu unutmaktır. yapabilenlere ne mutlu...Dosto Amca bizim onu okurken güldüğümüz savunur. bu onu mutlu ediyormuş. ona göre şakaları zevksiz ve gereksizdir. bu da kendine saygı duymadığını belli edermiş. ilk başta "deli bu adam herhalde "diye bir izlenim yaratması, beni garip bir şekilde mutlu etti. çalışkan insanı dar kafalı olarak görür Dostoyevski. genellikle bütün suçlarını doğa kanunlarının sırtına yüklenmiştir. sürekli "baylar" diye hitap etmesi beni rahatsız etti. aslında şuan kitabın değil de Dostoyevski'nin incelemesini yaptığımın farkındayım :))
bunun sebebi kitaba kendini yansıtmasıdır. notlarını düzenli bir şekilde tutmak yerine aklına gelenleri yazar. Fransızları hayalci olarak görürken Ruslar ona göre daha realisttir. konudan konuya atlıyorum affedin :) herkesten nefret eden Dostoyevski bir süre yalnızlık ile yüzleşmekten çekinip kendini ortaya atmıştır. sevmediği kişilerle partiye katılması oldukça absürt geldi. lakin "o yapıyorsun bir bildiği vardır" gibi ilginç bir bağlılık düşüncesine tutundum. ve daha sonra anladım ki eski dostlarına kendini sevdirmek temel amacıymış. Dostoyevski kendisi ile çok konuşuyor. bu da