8/10
·1808 syf.··
2026 6. kitabı
·
79 günde okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2026 15:57
SAVAŞ VE BARIŞ "Tout vient â point â celui qui sait attendre." "Beklemesini bilen için her şey zamanında olur." 1800 küsür sayfalık bir serüven. Evet kütük kitap severim ama bu kitabı okumak ve bitirmek bana zor gelmişti. Ve aylarca sürmüştü. Doğru zamanda okumak da önemli tabi. Neyse işte okudum bitti. 500 civarında karaktere sahip kitap ve çoğu da gerçek kişilermiş. Neyseki hepsi baş karakter değil yoksa kim kimdi demekten kitaba odaklanamazdık. Yine de çokça karakter olduğunu söylemeden geçmeyeyim. Klasik Rus edebiyatı yani. Kitap isminden anlaşılacağı üzere savaş üzerine temellendirilmiş Rus ve Fransız savaşı. Ve bu savaşın içerisine yerleştirilmiş aile hikayeleri. Bir bölüm savaş üzerinden bir bölüm aile hayatından bahsetmiş. Savaş kısımları detaya inse de gerçekten çok emek olduğu belli. Klasik olmayı hak ediyor. Bu kadar uzun olmasına gerek var mıydı diye düşünüyorum ama zaten Tolstoy’da bu kadar uzun ve saçma bir kitap yazmayacağını söylemiş. Saçma kısmına katılmıyorum elbette çünkü altı yıllık bir emek varmış. Çok detaylı hatırlamıyorum kitabı ama kahreden yerlerini de unutamıyorum mesala. Kitap okumak ve ondan bir şeyler bulmak, hissetmek özneldir. Bir kelime,bir anı, betimlenmiş bir bölüm alıp başka yerlere, anılara, acılara götürebiliyor. Bazen de mutluluğa, sevgiye, iyiye, güzele …
1000Kitap
Savaş ve Barış (2 Cilt Takım)Lev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202425,9bin okunma
A Critical Review of Humankind
8/10
·456 syf.··
2026 4. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2026 14:41
Rutger Bregman’s book Humankind is one of the books that questions negative ideas about human nature and makes readers think. For many years, many people believed that humans are naturally selfish, bad, and only care about themselves. However, Bregman does not agree with this idea. According to him, human nature is not as dark as people think. Instead, people are more willing to help each other, understand others’ feelings, and do good things. In the book, the author supports these ideas with many examples from wars, psychology experiments, history, and biology. One of the best parts of the book is that it gives hope about humanity. Still, when I finished the book, I did not only feel admiration. On one side, I was happy to read it because it made me think differently. On the other side, some of the author’s ideas felt too optimistic to me. Because of this, the book was both interesting and questionable for me. One of the strongest parts of the book is that it makes people question ideas about human nature that many accept without thinking. Today, we often see violence, murder, wars, and fights on television, social media, and in the news. After some time, people start to believe that the world is full of bad people. At this point, Bregman asks an important question: If humans were really bad by nature, how could societies survive for so many years? A big part of human history was shaped by helping each other, working together, and surviving together. From this side, the writer’s ideas are important and meaningful. His ideas against the belief that humans are naturally wild are especially interesting. Today, when someone behaves badly, people sometimes say, “Did you grow up in a cave?” However, Bregman says that hunter-gatherer societies were not as violent as many
Çoğu İnsan İyidirRutger Bregman · Mundi Yayınları · 2024408 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
7/10
·276 syf.··
2026 51. kitabı
Davut ve Golyat, Malcolm Gladwell’ın en akıcı ama aynı zamanda en tartışmalı kitaplarından biri sanırım. Yazardan daha önce Outliers ve The Tipping Point kitaplarını okuyup beğenmiştim, fakat Davut ve Golyat, benim için bu üçlü arasında en zayıfı olarak kaldı. Kitabın temel fikri şu: Hayatta “dezavantaj” gibi görünen şeyler bazen insanı daha güçlü hale getirebilir, “avantaj” gibi duran şeyler de aslında kişiyi kırılganlaştırabilir. Gladwell bunu anlatırken sadece teoriye yaslanmıyor; spor hikâyelerinden savaşlara, eğitim sisteminden kişisel trajedilere kadar birçok örnek kullanıyor. Kitabın en dikkat çeken bölümlerinden biri, tabii ki Davut ile Golyat hikâyesine getirdiği yorum. Gladwell, aslında Davut’un sanıldığı kadar güçsüz olmadığını söylüyor. Sapan kullanmanın o dönemde ciddi bir savaş becerisi olduğunu, yani Davut’un yakın dövüşe girmeden avantaj sağladığını anlatıyor. Kitabın genel yaklaşımını burada net şekilde görüyorsun: “Zayıf” görünen taraf bazen oyunun kurallarını değiştirerek kazanıyor. Bir başka etkileyici örnek ise disleksi yaşayan başarılı insanlar üzerine olan bölüm. Gladwell burada bazı insanların yaşadıkları zorluklar nedeniyle problem çözme becerilerinin geliştiğini anlatıyor. Özellikle girişimciler ve hukukçular üzerinden verdiği örnekler ilginçti çünkü insan ister istemez şu soruyu düşünüyor: “Eğer hayatları daha kolay olsaydı, yine aynı insanlar olabilirler miydi?” Ama kitap tamamen kusursuz değil. Bazen Gladwell’in örnekleri fazla genelleştirdiğini hissettiriyor kesinlikle. Bazı hikâyeler çok etkileyici olsa da “istisnalar üzerinden kural çıkarılıyor” duygusu oluşturuyor. Özellikle başarı hikâyelerinde, sosyal şartların veya şans faktörünün geri planda kalması biraz eksik hissettirdi bana. Yapılmamalıydı diye düşünüyorum. Yine de okunması
Davut ve GolyatMalcolm Gladwell · Mediacat Yayıncılık · 2023513 okunma
8/10
·432 syf.··
Beğendi
·
2026 41. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 22:06
Sanırım hayatımda bu kadar detaylı yazılmış bir İngilizce kitap okuduğumu söyleyemem. Bir noktadan sonra bu kitabın iyi çevrilmiş bir Türkçe versiyonunu okumayı gerçekten çok isterdim, ama sanırım böyle bir çevirisi yok — ya da en azından ben denk gelmedim. Bu kitabı okurken bir an bile küçük bir detayı kaçırırsanız, ne okuduğunuzu unutabiliyorsunuz. Çünkü hiçbir şey göründüğü gibi değil. Her şey düşüncelerden ibaret ve düşünceler her şey olabilir, değil mi? Mutlu bir şarkı sizi iyileştirebilir ya da hüzünlü bir şarkı kırık parçalarınızı onarmanıza yardımcı olabilir. Okurken hikâyenin nereye varacağını çok merak ettim ve tahmin ettiğim gibi hiç olmadı. Hatta sonu beni gerçekten şaşırttı. Kafamın karıştığı çok fazla yer oldu. Ana diliniz dışında bir dilde kitap okumanın zorluklarından biri de bu sanırım. Ama Raya ve Q’yu karakter olarak gerçekten çok sevdim. Hâlâ sonundan emin değilim. Gerçek miydi, hayal miydi? Mutlu oldular mı? Birbirlerine kavuştular mı? Bence yazar bana bir açıklama borçlu. İlk başta treni çok sevmiştim ama trenin sırları ortaya çıktıkça, Raya gibi ben de aslında böyle bir trende olmak istemediğimi fark ettim. Ama eğer bir gün denk gelirseniz, bence okuyun. Çünkü sizi oldukça ilginç bir yolculuk bekliyor olacak. Sözlerimi kitaptaki Raya’nın şarkısıyla bitirmek istiyorum: Live. Breathe. Be. --- I don’t think I’ve ever read an English book written with this much detail before. At some point, I really wished I could read a well-translated Turkish version of this book, but I don’t think one exists — or at least I’ve never come across it. While reading, if you miss even the smallest detail for a moment, you suddenly forget what exactly you’re reading. Because nothing is what you think it is. Everything is made of thoughts, and thoughts can become
The Elsewhere ExpressSamantha Sotto Yambao · Del Rey Publishing · 20261 okunma
I Who Have Never Known Men - İnceleme
10/10
·208 syf.··
2026 15. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 10:15
Kendimi hep olduğum yerden büyük hissettim. Küçümseyici bir yerden değil bu söylediğim. İçime sığdıramadığım bir hisle yıllardır insanları anlamaya, kendimi anlamaya, kendimi dünyanın bir noktasına, anlamlı bir şeye bağlamaya çalışıyorum. I Who Have Never Known Men bendeki bütün bu hislerde bir titreşim uyandırmayı başardığı için kayda değer bir incelemeyi, okunmayı hak ettiğinin söylenmesinin gerektiğini düşündüm. Bir adımız yok bizim, bir sığınakta hayatta kalmaya çalışan kırk kadın. Sistematik bir şekilde sadece hayatta kalıyorlar. Onlara düzenli olarak yiyecek ve temel ihtiyaçlarının çok cüzi bir kısmına yetecek yardımı sağlayan görevliler var. Bu düzen içerisinde ne kadar süredir bulunduklarını, nasıl ve neden burada olduklarını bilmiyorlar. Nerede olduklarını, ne kadar burada kalacaklarını bilmiyorlar. Bir noktada kim olduklarını biliyorlar sadece. Hatıralarını canlı tutmaya çalışıyorlar ama bir sığınakta ne kadar başarabilirlerse bunu, o kadar başarabiliyorlar. Aslında hikaye bu şekilde başlıyor. Ana karakterimiz sığınaktaki en küçük kadın ve eski hayatına dair hiçbir şey hatırlamıyor. Diğer kadınlar da sığınağa geldikleri zaman onun çok küçük olduğunu söylediklerinden dolayı onun için dışarısı denilen şey sadece bir hayal. Kadınlar, en yaşlıları bile, ona aşkı, arzuyu, dünyada neler olduğunu anlatmıyor. Sıkça “What’s the point?” cümlesini duyuyoruz kadınlardan. Umutlarını yitirmişler ve bu şekilde sadece yaşıyorlar. Aynı zamanda birbirlerine dokunmaları, kendilerine zarar vermeleri de yasak. Aslında kitabı okudukça durum çok anlamsız bir hal almıştı benim için. Tıpkı ana karakter için de olduğu gibi. Spoiler vermeden bu incelemeyi yazmak çok zor ama şunu söyleyebilirim ki beklentilerin ötesinde bir hikaye. Cevapsızlığın verdiği huzursuzluk, tatminsizlik, kimi
Edebiyat
I Who Have Never Known MenJacqueline Harpman · Vintage · 201955 okunma
7/10
·176 syf.·
Beğendi
·
2026 43. kitabı
Sıfıra Doğru , Agatha Christie ’nin psikolojik gerilimle klasik polisiyeyi birleştirdiği en karanlık romanlarından biridir. Kitap, yalnızca “katil kim?” sorusuna değil, insan ilişkilerindeki kırılmalara, kıskançlığa ve bastırılmış nefrete de odaklanır. Christie bu romanda cinayetten çok, cinayete götüren süreci anlatır. Başlıktaki “sıfıra doğru” ifadesi de tam olarak bunu simgeler: İnsanların yavaş yavaş kaçınılmaz bir felakete sürüklenmesi. Romanın merkezinde ünlü tenisçi Nevile Strange vardır. Nevile yakışıklı, başarılı ve çevresindeki insanlar üzerinde güçlü bir etkiye sahip biridir. Bir zamanlar Audrey ile evlidir fakat evlilikleri sona ermiştir. Daha sonra genç ve çekici Kay ile evlenmiştir. Nevile’ın eski eşi Audrey oldukça içine kapanık, kırılgan ve duygusal bir kadındır. Hikâye, Nevile’ın tuhaf bir karar almasıyla başlar: Yeni karısı Kay ile birlikte, eski eşi Audrey’in de bulunduğu Gull’s Point adlı sahil malikânesine tatile gitmek ister. Malikânenin sahibi yaşlı Lady Tressilian’dır. Bu durum daha en baştan büyük bir gerilim yaratır çünkü aynı evde eski eş, yeni eş ve arada kalmış bir adam bulunmaktadır. Gull’s Point’e gelen misafirler arasında Thomas Royde, Mary Aldin, Ted Latimer ve başka karakterler de vardır. Özellikle Thomas Royde’un Audrey’e karşı hisleri önemlidir. Audrey sessiz görünse de iç dünyasında yoğun bir acı taşımaktadır. Kay ise gençliğinin verdiği özgüvenle Audrey’i küçümser gibi davranır. Evde görünürde sakin ama alttan alta büyüyen bir psikolojik savaş vardır. Christie roman boyunca cinayeti geri plana iter. Asıl mesele karakterlerin ruhsal durumlarıdır. Evdeki herkes geçmişin yükünü taşımaktadır. Nevile’ın hâlâ Audrey üzerinde etkisi olduğu hissedilir. Audrey ise Nevile’dan tamamen kopamamıştır. Kay bunu sezdiği için huzursuzdur. Sürekli laf
Edebiyat
Sıfıra DoğruAgatha Christie · Altın Kitaplar · 20221,699 okunma