“Değiştirilemez olanla uzlaşmalı insan.” diyor(sayfa 50) Wilhelm Hermann Jensen , Gradiva: Bir Pompei Düşü kitabında. Ve sanırım bu cümle, kitabın ruhunu bir şekilde içinde taşıyor.
Kısa olmasına rağmen psikoloji, bilinçaltı, takıntı ve gerçekle düş arasındaki ince çizgiyi yoğun bir şekilde hissettiren bir anlatıma sahip. Norbert’in bir rölyefte gördüğü kadın figürüne duyduğu ilginin zamanla bir saplantıya dönüşmesini ve düş ile gerçeği birbirine karıştırışını okurken, kendinizi onun zihninin içinde dolaşıyormuş gibi hissediyorsunuz.
Kitabın dili başlarda bana biraz ağır geldi. İlk sayfalarda alışmak kolay olmadı, bazı yerlerde durup tekrar okumam gerekti. Fakat sayfalar ilerledikçe anlatıma alışılıyor ve kitap bir noktadan sonra akmaya başlıyor. İlk başta mesafeli duran dili, zamanla hikâyenin atmosferine karışıyor.
Pompei’nin o gizemli havası, düş ve gerçek arasında gidip gelen anlatımı kitaba ayrı bir derinlik katmış. Üstelik yalnızca bir kurgu kitabı olarak da kalmıyor, sanat tarihi ve psikanaliz açısından önemli bir yere sahip olması kitabı daha da ilgi çekici kılıyor. Düş ve bilinçaltına yaptığı vurgu nedeniyle sürrealistleri etkileyen metinlerden biri olarak görülmesi de dikkat çekici. Aynı zamanda bu eser, Sigmund Freud'un 1907 yılında analiz ettiği kitap olması açısından da ayrı bir merak uyandırıyor.
Hızlı akan, olay örgüsü yoğun kitapları sevenler için durağan gelebilir çünkü daha çok psikolojik çözümlemeleri ve satır aralarındaki anlamlarıyla öne çıkıyor. Ama bitirdiğimde zihnimde iz bırakan, üzerine düşündüren ve farklı bir okuma deneyimi yaşatan kitaplardan biri oldu.
(Kitabı içinde çok sevdiğim ve daha birkaç gün önce almış olduğum ayracımla birlikte kaybettim. Okuyamıyorum, çok içimde kaldı. Yalnızca birkaç on sayfa okuyabilmiştim. Muhtemelen kitabı ve aynı ayracı tekrar alıp kaybettiğim kitabı ve güzel anı taklit etmeye çalışacağım.)
(Güncelleme: Ayraç bulundu ama kitap hâlâ gözükmedi.)
Gradiva: Bir Pompei DüşüWilhelm Hermann Jensen · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20251,078 okunma
Kitabı biraz okuyunca "İnsanoğlu şüphesiz çok cahil ve zalimdir" ayeti geldi aklıma.
Ben ne sekülerim ne çok mutaassıp bir dinci. Fakat hangi penceresinden baksam okuduğum kitap bir aşkı değil sapkınlığı anlatıyor resmen. Neden biz insanoğulları medeniyeti yanlış anlıyoruz ve yanlış yaşıyoruz. Erkeğin erkekle sapıklık denen ilişkisi neden normal gibi kabul edilip kitlelere empoze edilir bahse konu bu kitapta. Gayrimeşru, evlilik dışı dişi-erkek ilişkisi çokmu normal. İki erkeğin cinsel birleşmesi ne büyük bir ihanettir yaradılışa. Sodomy roman kişilerini lirik anlatarak insanlığa ihanet ettiğini nasıl anlatalım yazara. Okunacak kitap değil kesinlikle, benim kanım bu.
Ya Rabbi tüm ahlaksızlaklardan sana sığınırız Alemlerin Rabbi her şeyi gören ve bilendir.
Göksel’in Pompei şarkısını dinlerken, aslında sadece bir şarkı değil, duygusal bir çöküşün ve içsel yıkımın anlatıldığını hissettim.
Şarkının genel havası bana oldukça melankolik ama bir o kadar da güçlü geldi. Sanki insanın içten içe yıkıldığı ama bunu dışarıya çok belli etmeden yaşamaya devam ettiği bir ruh hâli var. Açıkçası dinlerken, insanın bazen kendi içinde sessizce dağıldığını düşündüm.
En çok dikkatimi çeken şey, şarkının sözleri oldu. “Pompei” ismi bile başlı başına bir metafor gibi. Nasıl ki Pompei bir anda yok olmuşsa, burada da bir ilişkinin ya da bir duygunun aniden çöküşü anlatılıyor gibi hissettim. Bu benzetme bana oldukça etkileyici geldi çünkü hem dramatik hem de çok gerçek.
Göksel’in yorumu da bence şarkının en güçlü taraflarından biri. Sesi çok abartılı değil ama oldukça duygulu. Bu da şarkının samimiyetini artırıyor. Sanki bir şeyleri anlatmaya çalışmıyor da gerçekten yaşıyormuş gibi geliyor.
Şarkıyı dinlerken bana en çok geçen duygu, kabullenme oldu. Büyük bir acı yaşanmış ama artık onunla kavga etmek yerine, sessizce kabullenilmiş gibi. Bu da şarkıya farklı bir derinlik katıyor.
Olumsuz olarak söyleyebileceğim pek bir şey yok ama bazı dinleyiciler için fazla durağan gelebilir. Yani yüksek tempolu ya da enerjik bir şey bekleyen biri için uygun olmayabilir. Ama zaten şarkının derdi de o değil.
Genel olarak baktığımda, “Pompei” benim için bir ayrılık ya da kayıp şarkısından çok, insanın iç dünyasında yaşadığı sessiz yıkımların anlatımı gibi oldu.
Kısacası bu şarkı bana şunu hissettirdi: İnsan bazen en büyük yıkımı dışarıda değil, kendi içinde yaşar.
Okurken o kadar zorlandım ki.. Ama özünde aşka inancımız sonsuz elbette. Aşk uğruna belki de bir hayal uğruna ülke değiştirilir mi ? Kitabımız Pompei ye kadar uzanan bi aşk hikayesini anlatıyor. Arkeolog bir adam ve gerçekleği kesin olmayan bir hanımefendi. Keyifli okumalar.
Gradiva: Bir Pompei DüşüWilhelm Hermann Jensen · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20251,078 okunma
Roman, genç bir arkeolog olan Norbert Hanold’un bir antik rölyefe takıntı geliştirmesiyle başlar. Rölyefte yürüyen bir kadın figürü vardır ve Hanold bu kadına “Gradiva” (ilerleyen kadın) adını verir. Zamanla bu figüre karşı saplantılı bir ilgi duymaya başlar.
Hanold, bu figürün Pompei’de yaşamış gerçek bir kadın olduğuna inanır ve rüyalar görmeye başlar. Bu rüyaların etkisiyle Pompei’ye gider. Orada Gradiva’ya benzeyen gizemli bir kadınla karşılaşır. Bu karşılaşma, onun bilinçaltındaki bastırılmış duygularla yüzleşmesine yol açar.
Romanın sonunda, bu kadının aslında Hanold’un çocukluk arkadaşı Zoë Bertgang olduğu ortaya çıkar ve Hanold’un saplantısı ile rüyalarının arkasındaki psikolojik gerçeklik anlaşılır.