SonAy

SonAy

, bir kitap okudu
Puan vermedi·232 syf.·
7 günde okudu
·
2025 138. kitabı
Erhan Bener
8.8/10 · 86 okunma
10/10
·225 syf.··
2025 136. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 31 Ağustos 2025 23:17
Ben bu zamana kadar nasıl bu kitabı okumam? Nasıl olur da bu kitap Türk edebiyatında bilinmez? Nasıl olur da kimse bana önermez? Ya da uyarlanan filmini bile nasıl olur da görmem? Soluksuz bir şekilde elimden bırakamadan okudum. Uzun zamandır beni bu denli sarsan bir kitap okumamıştım. Şimdi diyorum ki iyi ki Louis Ferdinand Celine'in Gecenin Sonuna Yolculuk ktabını okumuş, oradan Yiğit Benerle tanışmış. Ardından babasının da yazar olduğunu görüp bu kitabı almışım. Ve uzun zamandır kitaplıkta bekleyen, çok bir beklentim olmadığı için sürekli okumayı ötelediğim bir kitabın beni bu denli etkilemiş olmasına şaşkınım. Kitap baştan sona Recai Bey'in iç sesi olarak anlatılıyor. Yaşadıkları, düşündükleri, yaşamadıkları, hatıraları... Hani hiçbir işiniz yokken, boş boş oturduğunuzda, sürekli kafanızda kurarsınız ya, takıntılarınız, korkularınız, pişmanlıklarınız, üzüntüleriniz, keşkeleriniz aklınıza gelir, işte kitap baştan sona bu şekilde akıyor. Ama ne akıyor bilseniz, sayfaları çevirdikçe o uyuz olduğunuz Recai beyin de insan olduğunu, geçmişindeki bir olayı değiştirse belki hayatının bambaşka olacağını onunla birlikte görüyorsunuz. Babasının çocuk yaşta ölmesiyle belki bu noktaya gelen Recai, babası ölmese nasıl bir hayatı olurdu diye düşünüyor insan kitabı kapatırken. Peki biz nasılız? Nasıl insanlarız? Kötülüklerimize takıntılarımıza ne gibi durumlar yol açıyor? Bir kediyi hiç sevmemiş ve kedi sevmesi öğretilmeyen biri kedi sevip sevmediğini bilemez. Belki bizim de bilmediğimiz, cesaret edemediğimiz, önyargılı olduğumuz, küçümsediğimiz bir sürü şey vardır. Birileri öğretmediği için bu tutumu sergiliyoruzdur. Çok sarsıcı bir roman. Günlerce etkisinde kalacağıma eminim.
Edebiyat
BöcekErhan Bener · Everest Yayınları · 2022176 okunma
8/10
·176 syf.··
2025 135. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 28 Ağustos 2025 15:55
Canlıların amacı üremek.. Soylarının devamını sağlamak ve daha sağlıklı, güçlü genler oluşturmak. Ama insanların duygusal zekası artık önünü alamayacak kadar gelişti. Amacı sadece üremek olarak kalmadı. Yaşamak, yaşarken anlam arayışında olmak, yardımlaşmak, gelişmek... Ve en önemlisi de BEN'i tanımak, BEN ile yaşamak. Kitabımız yeni doğum yapmış bir kadının ağzından oğluna yazılıyor. Oğluna bir anı kalsın diye onun hakkında yazmaya başlıyor fakat kadın BEN'in duygularını, düşüncelerini, zorluklarını anlatmaya başlıyor. Mutluluğunu, hüznünü, hayal kırıklığını, yaşadığı zorlukları... Bu iş tarihin neresinde koptu hiç bilmiyorum ama doğurgan olan dişi olduğu için ve süt veren de o olduğu için anne - çocuk hep yanyana oluyor, olmak zorunda kalıyor. Anne daha karnında o çocuğu hissederken bile bir bağ kuruyor, sonrasında elbette ki bu bağ anne ve çocuğu hiç ayıramıyor. Çünkü annelik yürekten hissediliyor, o bebek sizin bir parçanız oluyor ve içinizden dışarı çıkıyor. Ama babalık (burada babalığı küçümsemek değil amacım) içgüdüsel değil. Yani çocukla bir bağı olmadan erkeklerin kucağına bir bebek veriliyor ve babalar emzirmediği ve içgüdüsel olmadıkları için anneye göre de daha az zaman geçiriyorlar. Evet ve kadın erkek birbirinden çok farklı beklentileri olan, duygusal seviyeleri ve hormanları bambaşka iki canlı. Ama zaten kitapta da anlatıldığı gibi hiçbir kadın erkeklerin annelik yapmasını beklemiyor, erkeklerden sadece ama sadece kadınların ne yaşadıklarını anlamasalar bile birazcık yardım ve anlayış bekliyorlar. Zaten monotonlaşmış bir evliliğin üstüne bir de çocuk olunca kadın çok fazla yalnız kalıyor ve kopuş başlıyor. Hiçbir erkek kadınların bu süreçte ne yaşadığını tam olarak anlayamaz. Ama ortak bir evlat büyütürken biraz destek olmak da hiçbir erkeğe zor
Edebiyat
Asker ile DenizciClaire Kilroy · Yapı Kredi Yayınları · 2025995 okunma