Diğerlerinin içinde boğulmuş otuzlarında biri işte, bu işine geliyor, kalabalıklar içinde anonim bir gölge olarak kalırsa kaderin onu unutacağı ve rahat bırakacağına dair delice bir umudu var.
Kızlar en şık giysileriyle ışıldıyorlardı. Masayı donatmakla meşgul iki huri gibiydiler. Sıra dışı giyinmek sıradan bir yaşamı değiştiremez elbette, fakat kadınlar
gösterişli olmayı severler, özellikle de hemcinslerine karşı. Bulundukları mekânda en gözde kişi kendileri olmak isterler,
kısık gözlerle etrafı seyredip bakışların kendi üzerlerine çevrilip çevrilmediğini kontrol ederler; tüm bakışlar kendi üzerlerinde toplanınca gururları okşanır. Eğer kendilerinden başka bir kadına coşkulu bir meyil varsa öfkeden deliye dönerler, şeytani hisleri kabarır ve hemen o havayı kırmak için karalama fiskoslarına başlarlar. Böyle ortamlarda hem doyumsuz hem uyumsuzdurlar. Zaten insan, hoşlanmadığı birine kötülük edecek imkânı
bulamadığında diğer insanların o kişiye olan iyi düşüncelerini değiştirmeye çalışır.
Merve ile Neslihan görünürde iyi anlaşıyorlardı, fakat dünyanın hiçbir mutfağı iki kadını sığdıracak kadar geniş değildi. Neslihan’ın emelini öğrendiği zaman Merve’nin cana yakın tavırları devam edecek miydi acaba?