“Kadınlarda temporal lobun dil ve kavrama ile ilgili olan bölümlerinde de sinir hücrelerinin daha yoğun olduğu bulundu. Kadınların sözel yeteneklerinin genelde erkeklerinkinden daha gelişmiş olmasının nedeni belki de bu fark.”
"İçinde bilim yok. Gelecekte de geçmiyor. Bilimkurgu gelecekle ilgilenir, özellikle de bilimin şimdikinden ileri olduğu bir gelecekle. Kitap her iki öncüle de uymuyor."
Giriş cümlem kitaptan. Ama bu kitap için değil, kitabın kurgusu içinde yer alan başka bir kitap için söylenmiş. Ben de "ne fark eder ki" diyerek bunu bu kitap için söylemek isterim doğrusu. Çünkü kurgumuz ne gelecekte geçiyor, ne de içinde bilime dair bir şey var. Bu sebepten, arka kapakta yer alan, "bilimkurgunun mihenk taşlarından biri" ibaresini ciddiye alamıyorum maalesef. Hugo En İyi Roman Ödülü'ne ise anlam veremedim. Ya ben kitabı anlamadım, ya da o sene doğru düzgün rakip bulamayan, şartların olumsuzluklarından faydalanıp şampiyon olan Başakşehir misali bu kitap da ödülü kapıvermiş.
Kurgunun temelinde alternatif bir evren teması var. İkinci Dünya Savaşı'nı Naziler ve Japon İmparatorluğu kazanmış. Buna benzer bir senaryoyu daha önce Swastika Geceleri kitabında okumuştum. Ki bu kitaba göre daha eski bir kitap. Onda da temel olarak köleleştirilmiş kadınlar anlatılmaktaydı. Lakin o kitapta bile bu kitaba nazaran daha çok hissetmiştim Nazi iktidarının etkisini. Burada ise Nazi tarihinden birkaç ismin iktidar mücadelesinden şöyle yüzeysel bir geçiş yapılıyor, onun dışında kurgudaki karakterlerimiz siyasi konjonktürden ya yüzeysel bir şekilde etkileniyor ya da hiç hissetmiyorlar bile başta kimin olduğunu. Hani bu hissiyata vardığımda da "düzen değişse de düzülen değişmiyor" demekten kendimi alamadım doğrusu.
Karakterler ve kurgunun akışı üzerinden birkaç cümle etmek gerekirse de, birkaç farklı karakter var. Bunların neredeyse hepsinin birbirleriyle bir şekilde yolları kesişiyor ama hikayeleri öylesine kopuk ki, yani ne desem bilemiyorum. Spoiler da vermek istemiyorum çok (ama gaza gelip fikrimden
"İçinde bilim yok. Gelecekte de geçmiyor. Bilimkurgu gelecekle ilgilenir, özellikle de bilimin şimdikinden ileri olduğu bir gelecekle. Kitap her iki öncüle de uymuyor."
Giriş cümlem kitaptan. Ama bu kitap için değil, kitabın kurgusu içinde yer alan başka bir kitap için söylenmiş. Ben de "ne fark eder ki" diyerek bunu bu kitap için söylemek isterim doğrusu. Çünkü kurgumuz ne gelecekte geçiyor, ne de içinde bilime dair bir şey var. Bu sebepten, arka kapakta yer alan, "bilimkurgunun mihenk taşlarından biri" ibaresini ciddiye alamıyorum maalesef. Hugo En İyi Roman Ödülü'ne ise anlam veremedim. Ya ben kitabı anlamadım, ya da o sene doğru düzgün rakip bulamayan, şartların olumsuzluklarından faydalanıp şampiyon olan Başakşehir misali bu kitap da ödülü kapıvermiş.
Kurgunun temelinde alternatif bir evren teması var. İkinci Dünya Savaşı'nı Naziler ve Japon İmparatorluğu kazanmış. Buna benzer bir senaryoyu daha önce Swastika Geceleri kitabında okumuştum. Ki bu kitaba göre daha eski bir kitap. Onda da temel olarak köleleştirilmiş kadınlar anlatılmaktaydı. Lakin o kitapta bile bu kitaba nazaran daha çok hissetmiştim Nazi iktidarının etkisini. Burada ise Nazi tarihinden birkaç ismin iktidar mücadelesinden şöyle yüzeysel bir geçiş yapılıyor, onun dışında kurgudaki karakterlerimiz siyasi konjonktürden ya yüzeysel bir şekilde etkileniyor ya da hiç hissetmiyorlar bile başta kimin olduğunu. Hani bu hissiyata vardığımda da "düzen değişse de düzülen değişmiyor" demekten kendimi alamadım doğrusu.
Karakterler ve kurgunun akışı üzerinden birkaç cümle etmek gerekirse de, birkaç farklı karakter var. Bunların neredeyse hepsinin birbirleriyle bir şekilde yolları kesişiyor ama hikayeleri öylesine kopuk ki, yani ne desem bilemiyorum. Spoiler da vermek istemiyorum çok (ama gaza gelip fikrimden