Turistin, tezgâhtan kalkmak için değil, tezgâha oturmadan önce biraz düşünmesi gerekir. Ama Gabor’un da dediği gibi, insanın öğrendiği ve unuttuğu ilk bilgi, düşünmektir. Dolayısıyla ilk insan da, son insan da turisttir. Tezgâhtarsa şeytandır. Bu yüzden şeytan kelimesinin İngilizcesi satan diye yazılır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Tezgâhta sınır yoktur. Hayatları boyunca bin yumoşu bir arada görmemiş tezgâhtarlar, yüz bin yumoşluk tezgâh atabilirler. Meslekteki ilk haftalardan sonra her şey bir oyuna dönüşür. Miktarların bir önemi kalmaz. Delik çoraplı tezgâhtarlar ev fiyatındaki malları parmaklarına takar, avuçlarında taşır. Sabahları kasadan çıkarıp tezgâha dizerken ve akşamları kasaya sokmak için tezgâhtan toplarken yere düşürür, iki yüz maaşlarına denk fiyattaki malları atıp tutarlar. Patronlar görür ve sinirlenirler. “Patates değil bunlar, mücevher!” diye bağırırlar. Ama bilinmelidir ki, patates gibi satılan her şey ancak patates kadar değerlidir. Patates gibi satılan her şey patatestir. Patronlar bağırmaya devam eder: “Kendini satsan ödeyemezsin!”
Bazı insanlar, inanması ne kadar güç olursa olsun, zihinlerini boşaltabilirler. Bilgiler, deneyimler, duygular, kişilik özellikleri buharlaşır. Unutmak, var olanı yok etmektir. Geriye sadece hayatı sürdürmek için gerekli olanlar kalır.
Düşünce, insanın ölümsüz olan tek organıdır. Sonsuza kadar, yeryüzünün sırtında zıplayan tenis topları gibi, bir kafatasından diğerine çarpar. Çarpma anında, kişi aklına bir düşünce geldiğini sanır ancak kafatası tenis topunun içeri girmesine izin vermezse zıplama devam eder. Geçirgen bir kafatası bulana kadar düşünceler seker ve zıplar. Ta ki beyinlerine süzülecekleri insanları bulup, onlar tarafından uygulamaya geçirilene kadar. Ancak o zaman düşünce davranışa dönüşür.