Post Okur

Post Okur
@post_okur
Bir çiçek dürbününden insanlara bakarken
Bir Sanat Eseri Olarak Yaşamın Anlamı
ÖZET Dünyanın insan için yaşanacak bir mekân haline gelmesi her ne kadar bilimsel bakış açısına çok şey borçlu olsa da, bu mekânın anlamla doldurulması kısaca bir ev/yuva haline gelmesi insanın esasen yaşamla sanatsal bir ilişki içerisinde bulunması ile mümkün olmuştur. Bu mekânın insana bir şey ifade edebilmesi için ihtiyaç duyulan anlam ancak dilin kurgusal gücü ile dünyaya sokulabilir. Kendi başına anlamsız, kayıtsız ve nötr olan varoluş sadece bir anlamlandırma edimi ile kazandığı özellik sayesinde insanoğlunun çıkmaya cüret ettiği bir sahne haline gelebilir. Aydınlanmanın sembolize ettiği teorik bakış açısının gözden kaçırdığı bu durum sebebiyle insanın yaşamla girdiği ilişki Nietzsche’nin de dile getirdiği gibi temelden tahrip edilmiştir. Günümüzde kültür ve uygarlığın lokomotifi haline gelen bilimsel ve teknolojik perspektif, yaşamın anlamı sorusuyla bağını çoktan koparmış ve onun önemini yok sayma noktasına gelmiştir. Diğer taraftan sanatsal bakışın sahip olduğu avantaj, kendi doğal işleyişi gereği, gerçekliği kurgu aracılığıyla dönüştürme kapasitesinde ortaya çıkar. Dolayısıyla sanat, belki de varoluşun özsel kayıtsızlığı karşısında yitip gitmemek için insanın anlam yaratımına katkı sağlayan en önemli başarılardan birisini meydana getirir. Anahtar Kelimeler: Yaşamın anlamı, sanat, bilim, Nietzsche Felsefe Arkivi - Archives of Philosophy, Sayı/Issue: 50, 2019 Sayfa 65
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İşvara
Yoga felsefesinin temel kitabı sayılan Patanacali'nin («patanjali») Yoga-Sutra'smda, Sankhya felsefesinin yara- dılışı açıklayan aşamaları sayıldıktan sonra, Prakriti 'yle Puruşa'nın ötesinde yer alan ve soyut bir Tanrı kişiliği kavramı olan İşvara'ya yer veriliyor. Böylece Sankhya'da aşılamamış olan ikilik bir yerde aşılmış ve Sankhya felsefesiyle Vedanta felsefesi arasındaki köprü kurulmuş oluyor. Yoga felsefesine "Tanrıcı Sankhya Felsefesi" de denmiştir. İşvara, Puruşa 'yla Prakriti'nin ötesinde belli belirsiz duran ya da Vedanta felsefesinin Brahman'ının bir kişilik olarak düşlenmesinden doğan soyut bir Tanrı kişiliğidir. Bhagavad-Gita bir Yoga öğretisidir. Bhagavad-Gita'ya göre Brahman, hem kişiliği hem de kişilik ötesini bir arada içinde barındıran bir "olabilirlik", bir "gerçek- liktir" ...
Sayfa 24 - yol yayınları
Edebiyatta bir kahramanın büyüklüğü onun sosyal önemiyle değil temsil ettiği ahlaki ikilemin büyüklüğü ile ölçülür. Bir karakter sosyal mertebesine, ünvan ve makamına bakılmaksızın, bir romanda iyiyi ve kötüyü temsil ettiği zaman büyük olur. Bir roman veya dramda hükümdarın önemsiz bir karakter olabilmesine karşın, hizmetkarın kahraman olabilmesinin sebebi budur. Bu durum hayatta niçin böyle değil? Bunun sebebi, yazarın yazarken bizi kahramanın ruhuna götürmesi, buna karşın gerçek hayatta insanların sadece dış yüzünü tanımamızdır. Bir insan yıllardır yakınımızda (işte veya çevremizde) yaşıyor olabilir ve biz onu tanıdığınızı sanabiliriz. Oysa gerçekte bildiğimiz tamda isim, meslek, malî durum ve sosyal konum gibi hiçbir ahlaksal değer taşımayan şeylerdir. O kişi hakkında hakikaten önemli olan ve sadece bir yazarın bize söyleyebileceği şey genellikle bilinmeksizin kalır. Aliya İzzettbegoviç - Özgürlüğe Kaçışım, Zindandan Notlar Sayfa 38
Sayfa 38
IŞIKLARIN IŞIĞI, VARLIĞIN İLKELERİ
Platon ve Müşahede ehlinin inancı bu tür deliller ile değil bir başka şeye[keşf ve müşahedeye] dayanır. Platon şöyle demiştir "Bedenimden sıyrıldığımda ışıklı felekler gördüm"...
Sayfa 159 - İz Yayıncılık·Kitabı okudu
Felsefe
Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz Toprağın altında yatar upuzun Çürür kara dallar gibi ölüler Toprağın altında sağır, kör, dilsiz