Hasibe gelinin kocasının adı Zekeriya'ydı. Güreşirdi; güçlü, kuvvetli, yağız delikanlıydı. Atları nallardı. Doğubeyazıt'ta askerdi o sıralar. Zekeriya, üç ay olmuştu Hasibe'yle evleneli ve üç ay olmuştu Hasibe'yi hiç görmeyeli. Üç ayda bir memleketine bir mektup gönderirdi ve Postacı Hüsmen onu Balıkçı Rıfat eliyle Hasibe'ye verirdi. Zekeriya'nın mektupları mürekkebi dağınık, tütün kokulu; hep uzun, hep yanık olurdu ve mektubun her satırı Hasibe'nin gün gün çilesini doldururdu. Bir gün sebebi bilinmez, kesildi mektuplar, Balıkçı Rıfat eli boş döndü. Hasibe, Postacı Hüsmen'e koştu hemen ama Postacı Hüsmen ne bilsindi, Hasibe'nin mektuplarının neden kesildiğini. Hasibe'nin yüreğine dert düştü o sıralar. Her yanını alaca sardı Hasibe'nin, saçları vakitsiz ağardı. Pencere önünde gece gündüz yol gözledi ama Zekeriya askerden dönmedi. Zekeriya, bir oğlu olduğunu ve Hasibe'nin ona babasının adını koyduğunu hiç bilmedi. Hasibe zamanla, günleri saymayı, yemeğe tuz koymayı, postanenin yolunu unuttuğu gibi kuyuya yağ lambaşını düşürdüğünü de unuttu. Vefalıydı Hasibe, kadir kıymet bilirdi; dilinde hep Zekeriya'nın adı, oğluna asker babasını asla unutturmadı. Hasibe, bir bağbozumunda kara kazanlarda pekmez kaynarken, yapraklar kızıla çalarken ve kırlangıçlar göç ederken öldü. Öldüğü odada üç gece lamba yandı, aynalar örtüldü ve Hasibe'nin pabuçları biri alsın diye kapıya kondu. Üç kazan su ısıtılıp yıkandı Hasibe ve beş parça bez ile kefenlendi. Hasibe'nin yeşil tabutu üstünde nefti yeşili bir şalla kuyunun taşına kondu. Sonra, İmam Rafi cemaate üç defa, "Merhumeyi nasıl bilirdiniz," diye sordu. Cemaat üç defa "İyi bilirdik," dedi. Cenaze namazı kılındı, toprak atıldı, mezarı örtüldü, telkini verildi. Kaderin Hasibe'ye oynadığı talihsiz bir oyundu bu.