Spoiler içerir.
Puan vermedi·159 syf.··
2026 4. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 04 Şubat 2026 20:21
Anlamadan yargılamanın ne kadar yanlış olduğunu anlatan bir roman. Zehra disiplinli, sert ve kimseye kolay kolay acımayan bir öğretmen. Onun için insanlar tembeldir ve başarısızlıklarının sorumlusu kendileridir. Ancak babasının günlüğünü okuduktan sonra, onun hayatında yaşadığı haksızlıkları, yalnızlığı ve çaresizliği öğrenir ve böylece Zehra’nın düşünceleri değişir. İnsanların dışarıdan göründüğü gibi olmadığını, herkesin görünmeyen acıları olabileceğini fark eder. Romanın temel mesajı acımak değil anlamaktır.
Edebiyat
AcımakReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 202151,6bin okunma
8/10
·160 syf.··
2026 16. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 01 Şubat 2026 08:56
Acımak… İnsanlara acımak, kendine acımak, geçmişine acımak… Bu kitap, doğru bildiğimiz şeylerin aslında ne kadar yalan yanlış olabileceğini kanıtlar nitelikte. Her şey bildiğin şekliyle doğru olmayabilir. Vakit varken, henüz sağken kıymet bilmek gerekir. Öğretmen olan Zehra’ nın, babasının ölümü üzerine gittiği İstanbul’da, bulup okuduğu defter sayesinde doğru bildiği yanlışları öğrenmesini ve babasının hayatını okuyoruz. Hayat böyledir işte, bazen tüm gerçeklerin ortaya çıkması ve anlaşılması için ölmek gerekir.
AcımakReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 202151,6bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Evlilik Herkesi Tamamlamaz, Bazı Erkekleri Yok Eder
10/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 25 Ocak 2026 14:11
Acımak, yanlış bir evliliğin bir insanı nasıl adım adım bedbahtlığa sürüklediğini ve böyle bir ailede büyüyen çocukların bu yükü nasıl sessizce taşıdığını açık seçik gösterir. Roman, gündelik hayatta sıkça kullanılan “anasına bak, kızını al” sözünün yalnızca bir yargı değil, kimi zaman yaşanmış bir hakikat hâline nasıl geldiğine de tanıklık eder. Zehra, suçluluk, gurur ve temizlik takıntısıyla örülü bir ahlakın içinde yaşar; ahlaki leke ve toplumsal teşhir korkusu onun iç pusulasıdır. Fedakârlığı zamanla bir erdeme değil, katı bir gurura dönüşür. Kendini inkâr ederek kurduğu bu benlikte merhamete yer yoktur; acımak, zayıflıkla eş anlamlıdır. Bu zaafı dışında neredeyse hiçbir zaafı yoktur. Peki, bu zaaf nasıl giderilir? Mürşit’in temel körlüğü de burada açığa çıkar: Akıllı, gözü açık ve anlayışlıdır; fakat kendine en yakın olanı, kendi hayatını göremez. “Göz kendini göremez” cümlesi, onun gecikmiş fark edişlerinin özeti gibidir. Yanlış bir evlilikle kurulan bu hayat, ancak bedbahtlık derinleştikten sonra anlaşılır; Mürşit her şeyi hep çok sonradan görür. Hikâyeyi dinlerken, Mürşit’in sesi kulağımda hep aynı cümleyle dolaştı: “Aman oğlum, sakın evlenme; istemediğin bir adam oluverirsin. Azıcık da olsa anlıyorsun.” der gibi dinledim. “Hani çocukları korkutmak için derler ya: ‘Bak öyle olursun.’ Acımak’ta bu sözün yetişkin karşılığı var: Bak evladım… evlenirsen Mürşit gibi olursun.” Bir insan, kötü bir evlilikten kötülüğü bildiği hâlde neden kopamaz? İrade nasıl sersemler, hüküm verme kudreti nasıl felce uğrar? Acımak, bu sorulara hazır cevaplar sunmaz; fakat satır aralarında, bu çözümsüzlüğün insanı nasıl adım adım bağladığını son derece açık bir biçimde gösterir. Her şey bu kadar geç anlaşılıyorsa, verdiğimiz hükümler ne kadar erken?
AcımakReşat Nuri Güntekin · İnkılap Kitabevi · 202451,6bin okunma
Puan vermedi·130 syf.··
2026 2. kitabı
Okuduğum onlarca başyapıt eserlere inceleme yazmayıp bu kitabı seçmemin kendimce haklı sebepleri var. Güzel bir eser fakat bu kelime ile sınırlı. Adaşım... Zehra eğerki var olmuş olsaydın sana derdim ki bir kere aldatan bir daha aldatır, çok çabalayarak birisinin seni sevmesini sağlayamazsın, korktuğun şeyler seni esir eder ve asıl olarak kendi hayatın bir başkasının uğruna yok edilecek kadar değersiz değil. Sırrıcemal ahh başkasına yar olmayanın sana yar olacağını sandın, kandın en sonunda da hayatını yaktın. Suphi tamamen nefsinin arzularının peşinden sürünüp giden bir insana dönüştün. Okurken her seferinde ne kadar aşağılık bir insana dönüşmene şaştım kaldım doğrusu. İnsan işte içindeki duyguları yönetemeyince düştükçe düşüyor. Dilerim ki bu tarz karakterler yalnızca kitap sayfaları arasında kalır. Gerçek dünyamızda yerleri olmaz. Kıskançlık, nefret, kin, intikam. Ve kitap biter...
ZehraNabizade Nazım · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202415,3bin okunma
Zehra mı suçlu Suphi mi?
5/10
·130 syf.··
2026 1. kitabı
Türk edebiyatında psikolojik romanın öncüsü sayılan bu eser, Tanzimat Dönemi’nin dikkat çeken romanlarından biridir. Her ne kadar eserin konusu Zehra’nın kıskançlığı ve çevirdiği entrikalar gibi görünse de, olay örgüsü büyük ölçüde Zehra’nın eşi Suphi’nin etrafında şekillenir. Ancak yazarın asıl odak noktası Suphi değil, Zehra’nın bu olaylar karşısındaki psikolojik çözülüşüdür. Zehra romanda “hırçın, vahşi, aşırı kıskanç” bir kadın olarak anlatılırken; Suphi “sorumsuz, zevk düşkünü, rahat” bir karakterdir. Suphi’nin erkek zaafları, aldatması ve sorumsuz davranışları çoğu zaman normal karşılanırken, kadının tepkileri “aşırı” ve “hastalıklı” olarak resmedilir. Bu yaklaşım, dönemin kadına bakış açısını açıkça yansıtır. Romanda ahlaki yargı yükü büyük ölçüde kadına bindirilir. Zehra karakteri neredeyse kaçınılmaz bir felaket gibi çizilirken, Suphi ise “olaylara kapılan adam” konumunda kalır. Bu yönüyle romanda iki katman vardır: – Metnin anlattığı hikâye – Metnin bilinçaltı (erkek merkezli bakış) Siz de benim gibi edebiyatımızın ilklerini merak ediyorsanız, bu roman okunabilir. İyi okumalar.
ZehraNabizade Nazım · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202415,3bin okunma
Acımayı En Son Öğrenenler Ağlar…
10/10
·159 syf.·
Beğendi
·
2002 6. kitabı
Reşat Nuri Güntekin’in Acımak romanına, Zehra isimli bir köy öğretmeninin babasının ölüm haberini almasıyla başlıyoruz. Ancak bu haberden önce Zehra’yı sınıfta tanıyoruz: Derse geç kalan öğrencilerine karşı son derece sert, gerekçeleri ne olursa olsun anlayış göstermeyen, öğrencilerinin kendisinden korktuğu, despot bir öğretmen olarak karşımıza çıkıyor. Öğrencilerin fakirliği, imkânsızlıkları ya da yaşadıkları zorluklar Zehra için bir mazeret değil; onun dünyasında disiplin her şeyin önünde geliyor. Babasının ölüm haberini aldığında ise Zehra’nın verdiği ilk tepki oldukça sarsıcı. Müdüre, babasının olmadığını ima eden bir cümle kurması, onun baba figürünü zihninde çoktan silmiş olduğunu gösteriyor. Ancak gerçekler karşısında bu inkâr uzun sürmüyor. Babasının cenazesini kaldıracak kimse olmadığı için köy okulundan ayrılıp İstanbul’a gitmek zorunda kalıyor ve böylece hem fiziksel hem de duygusal bir yolculuk başlıyor. İstanbul’da, babasının tanıdıklarının evinde, babasının naaşıyla aynı evde geçirilen o gece romanın kırılma noktası oluyor. Zehra’ya, babasının ölmeden önce tuttuğu bir günlük olduğu söyleniyor ve Zehra bu günlüğü okumaya başlıyor. Aslında romanın asıl hikâyesi tam da bu noktadan sonra açılıyor. Çünkü biz, Zehra’nın gözünden yıllardır tanıdığımız babayla, günlüğün satırlarında karşılaştığımız baba arasında büyük bir uçurum olduğunu fark ediyoruz. Zehra’nın anlatımlarına göre Mürşit Efendi; sorumsuz, ailesini dağıtan, çocuklarını savuran, başarısız bir adamdır. Ancak günlüğü okudukça bambaşka bir Mürşit Efendi ile tanışıyoruz. Gençliğinde heyecanlı, çalışkan, idealist, başarılı ve hayata dair umutları olan bir adam. Zamanla, evliliği, eşinin tutumu ve özellikle kaynanasının baskısı altında nasıl yavaş yavaş ezildiğini, elindekileri birer birer
Alıntı
AcımakReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 202151,6bin okunma