Uzun zamandır aklımın bir köşesinde vardı bu kitap. Bugün böyle tatlı bir kitap okuma havasında olunca ilk aklıma gelen buydu dolayısıyla.
Destan, Bulut, Eylül ve Giray. Destan'ın pastanesinde işler yolunda gitmiyor ve bunun üstüne kurs verme kararı alıyor. Burada diğerleriyle tanışıyor ve kısmen dostluk diyebileceğimiz ilişki meyvesini veriyor.
Kitap oldukça basit bir dille yazılmış. Çok kolay okunuyor. Edebi açıdan değeri olduğunu söyleyemem ki bence yazarın böyle bir iddiası da yok. Kitabı okurken genel olarak eğlendim ama itiraf etmeliyim ki bazı yerler çok klişeydi.
Ben şahsen bazı şeylere anlam veremedim. Bana göre olaylar çok aceleye gelmiş, baksanız 270 küsur sayfa ama "hadi yazayım olsun bitsin" gibisinden bir hava sezdim.
Bir tek Bulut'u biraz sevdim galiba. O da sonradan bozdu. Aslında aşk Destan'ı da Bulut'u da değiştirdi. Kitabın başlarında Destan nedense gözüme farklı gelmişti ama okudukça klasik aşık kız rolünde olduğunu fark ettim. Ve yazarlardan ufak bir ricam var: Lütfen artık kız karakterleri her olayda kızartmayın. Bakın size olası birkaç satır sunayım:
bana doğru çapkın bir bakış atıp efsunlu bir şekilde göz kırptığında elimde olmadan bakışlarımı yere indirdim. biraz daha yanaştı ve çenemi kaldırarak "kızardın sen bakıyorum." dedi. Ah, bazen gerçekten aptal olabiliyordum.
Tanıdık geldi değil mi? Dünya Kızarma Rezervini bizim karakterler karşılıyor. Neyse yine sinirlendim ve konuyu saptırdım. Eylül ve Giray'dan bahsedeyim biraz. Giray tam anlamıyla katlanamadığım biri oldu, her olayda bağırması, Eylül'ü aşırı derecede kıskanması derken bu liste uzar gider. Aslında Eylül de bundan rahatsız değil onun hoşuna gidiyor. Bazı kişiler bunu aşk olarak görebilir saygım sonsuz ama bence bu olay insana kriz geçirtir. Eteğin kısalığına gerektiğinden fazla