Her hükümet şekli, kendi "normatif' ülküsünü meydana getiren birtakım inançları temel alır ve onları korumaya yönelir. Monarşi, üst sınıfta hüküm sürmesi gereken onur duygusu üstüne kuruludur; onur onun denetlenme öğesi olduğu gibi gücünün bir dizginidir de. Cumhuriyet kurumları erdem kavramı üstüne kuruludur; zorbalık korku üstüne kuruludur. Hakim duygu zayıfladığı zaman, onun karşılığı olan rejim de zayıflamakta, çürümekte, sonunda yerini bir başka rejime bırakmaktadır. Aristokrasi onur duygusunu yitirince oligarşi halinde soysuzlaşmıştır. Erdem duygusu zayıflayınca, Cumhuriyetler anarşi içine girmekte ve zorbalığa çağrıda bulunmaktadr. Korku duygusunda bir azalma olunca, diktatörler yıkılmaktadır. Bu uyumsuzlukları örtbas etmek, geçici olarak durdurmak için Montesquieu ünlü güçlerin ayrılması ilkesini önerir; yasama, yürütme ve yargı erkleri karşılıklı olarak bağımsız bırakılmalı ve birbirlerinin sınırlarına saldırmamalıdır. Burada, sosyoloji açısından Machiavel'inkini anımsatan bir denge kurma çabasi, ve bir bakıma onunkiyle aynı türde bir güvensizlik psikolojisi görülüyor. Topluluklar gibi insanlar da her zaman güçlerini kötüye kullanma eğilimindedirler. Öyleyse, onları bölmek, farklı güç ve çıkarlar arasındaki uyumu koruyacak biçimde onları birbirlerinden soyutlayacak kurumlar yaratmak önemlidir.