Çin'in Tarim Havzası'ndaki Xiaohe mezarlığında, 3.500 yıllık mumyaların boyunlarında küçük, sararmış bir madde dağılmış halde bulundu. Çakıl taşı büyüklüğündeki bu parçalar, dünyanın bilinen en eski peyniri olarak kayıtlara geçti. Önceki çalışmalar maddenin kefir peyniri olduğunu ortaya koymuştu. Yeni bir analiz ise çok daha ileri gidiyor: peynirin içindeki Lactobacillus kefiranofaciens bakterisinin antik DNA'sını dizleyen ekip, peynirin nasıl yapıldığını ve nereden geldiğini izleyebildi. Bulgular ilginç bir tabloya işaret ediyor. Kefirin bugünkü Rusya'daki Kuzey Kafkasya'dan yayıldığına dair uzun süredir kabul gören hipotezin aksine, Xiaohe'deki bakteri başka bir kola, Tibet ve Doğu Asya'daki türlere bağlanıyor. Yani kefirin yayılım haritası tek bir merkezden değil, en az iki ayrı koldan ilerlemiş görünüyor. DNA aynı zamanda farklı kültürlerin temasına da işaret ediyor. Örneklerin bazıları inek sütünden, biri keçi sütünden yapılmış. Üstelik keçi DNA'sı orta Asya'nın diğer antik örnekleriyle benzeşiyor. Bu, Tunç Çağı'nda Sincan halkının çevre topluluklarla ne kadar iç içe geçtiğini ortaya koyan başka kanıtlarla örtüşüyor. Kefirin yayılmasının bir nedeni de pratik olabilir: fermantasyon sırasında laktoz azaldığı için kefir, laktoz intoleransına sahip Tunç Çağı toplulukları için (Xiaohe halkı dahil) kolay tüketilebilir bir besindi.
Edebiyat dünyasını hızlı tüketime kurban ettiğim, yarın yokmuş gibi kitap okuduğum bir gün oldu. Evde okuduğum kitabı unutup okula gelince, o bitmek bilmeyen boş saatlerde oturdum ve çantamdaki incecik kitapları saat başı çerez gibi bitirdim. Bir saatte başlayıp biten bu pratik yol arkadaşları, o uzun uzadıya yayılan hikayeleri resmen tek oturuşta sildi attı. Okul sıralarında, derin felsefi sorgulamalar yerine edebiyatı adeta bir ayaküstü atıştırmalığa dönüştürdüğüm bu ironik günün hafifliği gerçekten çok keyifli. Çinago Sahaf Mendel Meyhanede Hanımlar Yedi Yoksul Gezgin Oliver Twist (Çizgi Roman)
Duygu ve Düşünce
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Kadınlar evlenmesin o zaman diyen erkeklere bir sözüm var. Aile evinde her kadın çiçek gibi kalmıyor. İşim yok şu an ve ev temizliği annem pek yapmıyor veya bir kısmından kaçıyor. Aşırı bir yük. Bir şekilde sınavı kazanıp minicik ev kiralamak ve tek kalmak istiyorum. Minik evi temizlemek kolay. Sabah kalkarsın hızlı biter. Fazla bulaşık olmaz. Kirli çamaşırları her gün atmasam bile en geç 2 güne bir atarım. Ütü işi kolay. Günde iki öğün yerim. Bazen dışarıdan yerim. Doyurma derdi olmadan pratik yemek kendime yaparım. Mis gibi hayat vallahi. Evliliğin kendisi büyük çoğunlukla bok gibi. Çocuğun olacak. Ona bak ve yıllarını törpü et. Doğururken acı çek. Kürtaj yapmak istersen kocandan izin almak zorunda kalırsın. Koca bir ev temizle. Eşin görevini bilmesin veya az yapsın. Onun akrabaları, komşular veya arkadaşlarına hizmet derken hayatın cehenneme döner. Oysa kendi ayaklarının üstünde duran yalnız bir kadın savunma sanatlarını öğrenir, kurslara veya bir çok mekana hiçbir baskı veya zorunluluk olmadan gider. Kim iş çıkışı gece sinemasına gitmeyi istemez veya konserlere? Erkek milletinden hayırlısı nadiren çıkar. Bizim coğrafya için durum bu. Yurt dışında da benzer şekilde düşünen erkekler var. Sırf yabancı diye daha medeni olduklarını sanmayın sakın.
1000Kitap
ETKİLİ KONUŞMA VE PROFESYONEL DİKSİYON REHBERİ HEDİYE!
Workshopers olarak sizlere harika bir sürprizimiz var! Yeni WhatsApp kanalımıza katılan herkese Etkili Konuşma ve Diksiyon Rehberi PDF dosyasını hediye ediyoruz. Hemen aşağıdaki bağlantıya tıklayarak kanalımıza katılabilir ve kanal içindeki linkten rehberinize anında ulaşabilirsiniz: 👉 Kanalımıza Katılmak İçin Tıklayın: whatsapp.com/channel/0029Var... Sürprizlerimiz Sadece Bununla Sınırlı Değil! Bu rehber sadece bir başlangıç. WhatsApp kanalımızda önümüzdeki günlerde kariyerinize ve kişisel gelişiminize değer katacak yepyeni içerikler paylaşmaya devam edeceğiz. Kanala özel olarak: Hediye e-kitaplar İşinize yarayacak pratik şablonlar Çok özel PDF dosyaları ve daha birçok sürpriz sizlerle olacak.
İrfan mektebi ve tefekkür...
Tefekkür, irfan mektebinde ömür boyu sürdürülmesi gereken bir süreçtir... İrfan mektebi, hocalık ünvanlarıyla ya da akademik diplomalarla nihayete eren bir okul değildir; aksine ömür boyu süren, her anı ayrı bir idrak ve uyanıklık gerektiren bir gönül ve zihin yolculuğudur. Bu mektebin en mühim, en zahmetli ve en kurucu dersi ise şüphesiz ki "tefekkürdür". Tefekkür; sıradan, pasif bir düşünme eyleminin çok ötesinde, varlığın özüne bakma, kâinâttaki o muazzam nizamın her bir zerresinde bilincin izini sürme gayretidir. Bu yönüyle tefekkür, teoride bırakılacak bir kavram değil; hayatın tam merkezinde, pratik ederek yaşanması gereken bir "staj" disiplinidir. Bu stajın ne bir mesaisi ne de emekliliği vardır; o, her nefeste kalbi ve zihni uyanık tutma mücadelesidir. Enfüs ve âfak dengesi tefekkür stajının en büyük imtihanıdır, terazinin iki amansız kefesi olan "enfüs (iç dünya)" ile "âfak (dış dünya)" arasındaki mizanı kurabilmekte saklıdır. İnsan fıtratı, bu iki alemden birine fazla daldığında diğerinin dengesini bozmaya meyillidir: Âfakta ileri gidip enfüsü ihmal etmek... Dış dünyayı, maddeyi, somut gerçekliği ya da kariyeri ne kadar imar edersek edelim; içeride derin bir anlam boşluğu, kuraklık ve bilinç kaybı doğurur. Dışarısı ne kadar ihtişamlı olursa olsun, içerisi viraneye döner. Enfüste ileri gidip âfakı ihmal etmek... Kendi iç dünyamıza, soyut tefekkürümüze ya da maneviyatımıza öylece gömülmek; dış dünyadaki sorumluluklarımızı, hayatın pratik gerçeklerini ve toplumsal ödevlerimizi ıskalamamıza yol açar. Bu da insanı hayattan kopuk, eylemsiz bir sığlığa iter. Hakiki denge, enfüsteki o derin manayı alıp âfakta bir amele, bir esere, bir faydaya dönüştürebilmektedir. Biri kök ise, diğeri daldır; biri olmadan diğeri mutlaka kurur. İfrat ve tefrite karşı dengenin
Kurucu Miras, Kalıcı Yapı: CHP ve Türk Siyasetinin Döngüselliği Üzerine Bir Deneme I. Servetin Kaynağı, Yapının Şifresi CHP'nin bugünkü mali gücünün kökenlerine bakmak, sıradan bir kurumsal tarih meselesi değildir. Mübadele'den kalan gayrimenkuller, İttihat ve Terakki'den intikal eden varlıklar, 1942 Varlık Vergisi ile gerçekleşen sermaye transferi ve dönemin kişisel hibeleri—bunların hepsi, partiyi sıradan bir siyasi organizasyondan ayıran bir mirası temsil eder. Bu miras, salt maddi bir zenginlik birikimi değil, "devlet" ile "parti" arasındaki sınırın neredeyse hiç çizilmediği bir kuruluş döneminin izidir. Bu yazının iddiası şudur: söz konusu tarihsel-ekonomik temel, partinin bugünkü siyasi davranışını—iktidar olma konusundaki isteksizliğini, statükoyla kurduğu ilişkiyi ve sistem içindeki konumlanışını—büyük ölçüde açıklayan bir yapısal kod oluşturur. II. Kurucu İrade ile Ekonomik Gücün Kaynaşması Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında parti ile devlet, kavramsal olarak ayrı şeyler değildi. Bu nedenle, dönemin büyük iktisadi hamleleri—Mübadele ile boşalan mülklerin tasfiyesi, Varlık Vergisi yoluyla gerçekleşen sermaye el değiştirmesi—resmî söylemde "millî bir ekonomi" inşa etme hedefine bağlanıyordu. Ancak bu sürecin pratik sonucu, siyasi erk ile ekonomik gücün birbirine geçmesi oldu. Bu kaynaşma, partiyi yalnızca bir siyasi aktör olmaktan çıkarıp, Cumhuriyet'in kurucu iradesinin "maddi temsilcisi" konumuna taşıdı. Buradan, partinin neden bugün "devleti yönetme" arzusundan ziyade "devleti koruma" refleksiyle hareket ettiğine dair bir açıklama çıkar: seçimle gelen, geçici bir iktidar olma fikri, kendisini "kurucu" bir özne olarak konumlandıran bir yapı için yapısal bir çatışma kaynağıdır. III. İktidardan Kaçış Değil, Merkezde Kalma Tercihi Eğer bir partinin temelinde
1000Kitap