Zihnin Labirentinden Şimdiki Ana
8/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
Rana Beril, kitabın merkezine şu temel soruyu koyar: “Geçmişin pişmanlıkları ve geleceğin kaygıları arasında mekik dokurken, elimizdeki tek gerçeklik olan ‘şu an’ı nasıl kaçırıyoruz?” Yazar, "anda kalmayı" sadece popüler kültürün sunduğu yüzeysel bir "gülümse ve geç" mottosu olarak ele almaz; bunun zihinsel bir disiplin ve cesaret işi olduğunu savunur. Kitap, teorik bilgileri boğucu olmaktan uzak, samimi ve adeta bir seans odasındaymış hissi veren bir dille aktarıyor. Her bölüm, okuyucunun kendi hayatını sorgulamasını sağlayan pratik egzersizler, nefes teknikleri ve farkındalık uygulamalarıyla desteklenmiş. Yazarın akıcı üslubu, karmaşık psikolojik mekanizmaları (örneğin kaygı anında beynin amigdala bölgesinin verdiği tepkileri) herkesin anlayabileceği bir sadeliğe indirgiyor. Kitabın en vurucu yanı, okuyucuya suçluluk duygusu hissettirmemesi. Zihnimizin sürekli geçmişe ya da geleceğe kaçmasının evrimsel ve biyolojik bir süreç olduğunu kabul ederek başlıyor. Bu kabul, okuyucunun kendisine karşı daha şefkatli olmasını sağlıyor. Özellikle modern çağın getirdiği "hız ve tüketim" çılgınlığı içinde, bir durup nefes alma molası verdiriyor. Rana Beril'in bu eseri, sayfaları hızla çevrilip bitirilecek bir roman değil; sindire sindire, altı çizilerek ve içindeki egzersizler hayatın içine dahil edilerek okunması gereken dönüşümcü bir rehber.
Anda KalmakRana Beri · Remzi Kitabevi · 202459 okunma
8/10
·344 syf.··
2026 61. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 09:10
Murat Gülsoy’un Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık kitabı, yaratıcı yazarlığı “nasıl yazılır?” formatında öğreten klasik bir kılavuzdan çok, yazının doğasını ve kurmacanın nasıl çalıştığını sorgulayan bir metin. Yazar burada okura hazır formüller sunmak yerine, hikâyenin nasıl kurulduğunu, neden inandırıcı olduğunu ve okurla metin arasındaki görünmez ilişkiyi anlamaya davet ediyor. Kitap, özellikle edebiyatın “büyüsünü bozarak” arka planını gösterme fikri üzerine kurulu. Yani bir hikâyeyi okurken hissettiğimiz etkiyi oluşturan teknikleri, yapı taşlarını ve anlatı stratejilerini görünür hale getiriyor. Bu yönüyle hem yazmaya ilgi duyanlar hem de okuduğunu daha derin anlamak isteyenler için düşündürücü bir kaynak. Ancak kitap, tamamen pratik odaklı bir rehber değil. Daha çok teorik ve denemeye yakın bir anlatımı var. Bu yüzden yeni başlayan biri için zaman zaman ağır veya soyut gelebilir. Buna karşılık yazı üzerine düşünen, metin çözümlemeyi seven okurlar için oldukça besleyici. Sonuç olarak Büyübozumu, yazarlığa teknik bir yol haritası çizmekten çok, okura “yazı nasıl çalışır?” sorusunu sorduran bir kitap. Yazmaya sadece başlamak değil, yazıyı anlamak isteyenler için güçlü bir referans.
Büyübozumu: Yaratıcı YazarlıkMurat Gülsoy · Can Yayınları · 2019742 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·624 syf.··
2026 24. kitabı
Her güzel kitap gibi tek okumanın yetmediği bir kitap. Seneler önce bana hediye edildiğinde okumuştum. Dünyada insanlar sınırlarla ayrılsa da aslında belli başlı parametrelerle yaşar ve ölürüz. Bambaşka sandığımız hayali sınırlar ise özünde bir yanılsamadır. Dünyayı kirletmenin, nüfusları yok etmenin en iğrenç pratik yollarından biri savaş. İçindeki insan hikayeleri ise insan olmayı unutanları bile çileden çıkaracak derecede korkunç, üzücü. 3-4 güne sığan bir aşk ve mücadelenin hikayesi. Bir insanı sevmek için kaç zaman yeter? Ya peki başka bir millet için savaşmak? Peki daha önce görmediğin ama bir kaç günde tanıyıp bağlandığın insanlar için acı çekmek? Bize zamanın ve mekânın insanı sadece sınırlayan sınırlı gerçekler olduğunu göstermiyor mu? Hayatın daracık bir anını kapsayan, bir ömürden fazlası sayılacak kısacık bir kaç gün. Sevgi, ihanet, kader ve diğer insani durumlar… İnsana hayatı sorgulatır, şöyle ki; Savaşlar ve yapay sınırlar insanı önce ötekileştirir sonra da anlamsız serüvenlere iter. Tanımadığın birine düşman olmak, kısacık anda tanıdığına aşık olmak, ona üzülmek hep bu acı hayatın gerçekleri olagelmiştir. Hayatı anlamlı ve dolu yaşamak varken, anlamsız ırk, din vs hayali sınırlarla insanlığı tüketmek… buna savaş ve koruma demek… aklı çalışan insanlar için kahredici bir zorbalık değil midir? Esas savaş çıkaranların hesapları yüzünden acı çekmek, yok olmak… tarifsiz ahmaklık ve tarifsiz acılar bundan gelir. Kitap bir başyapıt elbette. İçselleştireceğimiz, acı çekeceğimiz sahnelerle dolu. Tıpkı sevip de kalbimizi ısıtan anlarla dolu olması gibi!
Çanlar Kimin İçin ÇalıyorErnest Hemingway · Bilgi Yayınevi · 202514,5bin okunma
Puan vermedi·384 syf.··
2026 19. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 23:14
irade konusunda elbette belli bir olgunluğa gelmiş insanın gençlere göre kuvveti daha başkadır. buna istinaden gençliğin şehvetinde boğulan bir gencin okuması gereken veya okumasını tavsiye edeceğim bir kitap mı diye düşününce cevabım ne yazık ki olumsuz. tespitler, alıntılanan sözler veya paragraflar içerik bütünlüğü açısından tatmin edici. ama günümüz gencinin aklı beş karış havada ve anadilinden ne kadar uzakta bir yaşam sürdüğünü düşünürsek sahiden çok ağır. öğrencilerime tavsiye etmezdim. bununla beraber kitapta emeğin çok olduğunu ve ketebe'nin kalitesini de tartışmaya açık bulmuyorum. bence bu tarz kitapların pratik bir formda maddeleştirilmesi yapay zeka gençliğinin bilgi edinimini daha da kolaylaştırır. tembelliğe alıştırır mı, o da kabulüm. bir de biraz can sıkıcı olan şu, iradenin sadece sufizm gibi mistik bir hâlde terbiye edilmesini ben de uygun bulmuyorum ama bu kadar da batı merkezli bir kitap beklemiyordum. vatan millet sakarya vurgusunun çokça yapıldığı bir kitapta bence islâm içerikli bir irade başlığı da olmalıydı. kitabın girişinde batı merkezli olduğu da belirtilmişti bu arada.
İrade TerbiyesiEthem Bakar · Ketebe Yayınevi · 20231,242 okunma
10/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
Osmanlı hukuk geleneğinde fetva müessesesi, şer‘î hükümlerin toplumsal hayata tatbiki noktasında en kritik mekanizmalardan birini teşkil etmiştir. Bu müessesenin işleyişini, sınırlarını ve müftînin taşıması gereken ahlaki ve ilmi nitelikleri belirleyen "Edebü’l-Müftî" türündeki eserler, Osmanlı hukuk metodolojisinin (usûl-i fıkh) önemli bir parçasıdır. Bu bağlamda, Mehmet Fikhî el-Aynî’ye atfedilen Risâle fî Edeb’il-Müftî, müftülük makamının sorumluluklarını ve bir müftünün fetva verirken riayet etmesi gereken temel prensipleri ele alan kıymetli bir metindir. Eserde öne çıkan başlıca temalar şunlardır: Müftünün Nitelikleri: Fetva makamında oturan kişinin sahip olması gereken ilmi birikim (içtihat derecesi veya fetvada ehliyet), takva, feraset ve adalet gibi hususlar detaylandırılır. Fetva Verme Adabı: Bir soruna cevap verilirken dikkat edilmesi gereken usul; kaynaklara müracaat biçimi, meselenin vaka ile uyumu ve müftünün kendi görüşü ile nakil arasındaki denge. Sosyal ve Siyasi Sorumluluk: Fetvanın toplum düzeni üzerindeki etkisi ve müftünün, devrin yöneticileri ile halk arasındaki nezih duruşunu korumasına dair ahlaki tavsiyeler. Fetva Kaynaklarının Hiyerarşisi: Hanefi mezhebi içerisinde hangi eserlerin (zâhiru'r-rivâye vb.) fetvaya esas teşkil edeceği ve ihtilaflı meselelerde nasıl bir yol izleneceğine dair teknik bilgiler. Mehmet Fikhî el-Aynî, eserini kaleme alırken yalnızca teorik bir fıkıh kitabı yazmakla yetinmemiş, aynı zamanda dönemin fetva bürokrasisinin ihtiyaç duyduğu pratik bir kılavuz oluşturmayı amaçlamıştır. Risale, şu açılardan büyük önem taşır: Dili ve Üslubu: Müellif, teknik fıkıh terimlerini kullanırken Osmanlı ilmiye sınıfının kullandığı veciz ve ağırbaşlı üslubu başarıyla yansıtır. Uygulamaya Yöneliklik: Eser, sadece "fetva nedir"
Risale Fi Edebil-MüftiEbū’l-Feyż Meḥmed Fıḳhī el-ʿAynī el-Ḥanefî · İsam Yayınları · 20181 okunma
6/10
·108 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 15:39
Fransız şair, matematikçi, dil teorisyeni, yazar #RaymondQueneau ‘dan #ZorluBirKış kitabı gerçekten zorlu bir okuma süreci yaşattı bana. Birkaç gördüğüm inceleme de aynı fikirde olduğundan gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki çeviri çok zorlayıcıydı. Roman bizi Birinci Dünya Savaşı’nın ortasına, 1916-1917 yılının o meşum kışına, Le Havre liman kentine götürüyor. Queneau burada savaşı cephedeki kurşunlarla değil, cephe arkasındaki insanların ruhlarındaki o boğucu bekleyişle anlatıyor. Kitabı okurken o liman kentinin rutubetini, soğuğunu ve her an bir şey olacakmış gibi hissettiren ama aslında hiçbir şeyin değişmediği o monotonluğu iliklerinizde hissediyorsunuz. Demokratik, mason ve Yahudileşmiş bir Fransa var. Lehameau’ya göre Fransa’yı çürümüşlükten ve düzensizlikten kurtarmak için gereken bir Alman Himayesi. Bernard Lehameau, başkahramanımız, 33 yaşında, yaralı bir asker, ayağı kırıldığı için aksamaya başlamış ve yürümek için bastona ihtiyaç duyuyor, bu süreçte çevirmenlik yapıyor. Saygıdeğer bir insan, sivil yaşamda oldukça yükselmiş bir memur, askerlikteyse savaş yaralısı ve belki de kahraman. Ama oldukça kötümser ve yabani. Annesi, ilk yengesi (abisi daha sonra tekrar evleniyor) ve karısı bir yangında hayatlarını kaybediyor. 13 yıl boyunca dul kaldığı süreçte eline kadın eli değmiyor. Bir gün tramvayda iki çocuğa rastlıyor Annette 14 kardeşi Polo ise 6-7 yaşlarında, bir başlarına okula gidip geliyorlar. Bu çocuklar ile bir bağ kuruyor Lehameau ve ablaları ile Madeleine (hafifmeşref bir kadın profili var) ile de tanışıyor. Onları sinemaya götürüyor birlikte vakit geçiriyor. Bir de ordudan sarışın ingiliz Helena var. Ona aşık oluyor, birkaç kez buluşuyorlar ama kadın bakire, bu devirde onunla evlenmeyi göze alamıyor ve zaten kadının tayini çıkıyor. Birkaç ay
Zorlu Bir KışRaymond Queneau · Sel Yayıncılık · 200325 okunma