Kur’anın uzun surelerini, özellikle de Bakara ve Ali İmran surelerini okurken, tam surenin bölümleri arasında irtibat kurabileceğim bir çizgiyi yakaladığımı zannettiğim bir anda, surenin dönemeçlerinde kaybolup gidiyordum. Sanki bir adamın, projesini bilmediği büyük bir şehre girerek, gayesine ulaşamadan dönüp dolaşması ya da yapılış planını bilmediği büyük bir binayı görüp, o binanın güzelliği ve mimari sanatı hakkında bir şey idrak edememesi gibi. Ancak, Fîzılâl’il Kur’ân’ı okuduğum zaman, binanın heybetini ve şahaserliğini hissettim. Gördümki, yaklaşık olarak ikibuçuk cüzü kapsayan Bakara Sûresi’nih ana eksenini, İslam kanunları ve ibadet çerçevesinde ümmetin iç yapısı ile yeryüzünde hilafetle görevlendirildiklerinde tecrübelerini, risalelerinden nasıl saptıklarını ve tabiatlarının nasıl olduğunu öğrenebilmek için, ümmetin ilk düşmanı olan Beni İsrail’in sergilenmesi oluşturuyordu. Bu iki ana çizgiden hareket etmek suretiyle, bu yüce surenin bütün bölümlerini projedeki yerlerine koymamız mümkün oluyordu. Gerçekten de Seyyid Kutub bize, Kur’an’ın stratejik hareket yöntemini takdim etmişti. Bütün sûrelerin, bu sûrenin genel projesini sergileyen genel ve özel hedefleri ve bu surenin içerisinde geçen olayların etrafında döndüğü bir ekseni vardı.
Sayfa 13 - Nehir Yayınları