1940'lı, 1950'li yıllarda çağdaş insan gazete okuyordu, ama bugün -hele de bizim gibi ülkelerde- gazeteye bakıyor. Gazeteyi, başkalarının apış arası serüvenlerini öğrenmek; günlük falından geleceğine ilişkin ipuçları bulmak; bulmaca çözerek bilgi ve kültür düzeyini sınamak ve geliştirmek; futbolcuların cinsel yaşamlarıyla gol yüzdeleri arasındaki ilişkiyi görmek; devlet büyüklerinin vecizelerinden, ülkesinin büyük başarıları hakkında derin bilgiler edinmek; bu arada da 'iki başlı Samsun kirası' yaklaşımıyla, her gün biraz daha yoksullaşan evinin tencere-çarşaf eksiğini tamamlamak için alıyor. Akıl almaz bir hızla gelişen bilimsel bulguların teknolojik araç gereç olarak günlük yaşamına girmesiyle büyük bir parçalanmaya uğramıştır günümüz insanı. Büyük ölçüde makineleşme ve en küçük ayrıntıda bile uzmanlaşma, çoğumuzun anlamını ve işleyişini kavrayamadığı büyük ve karmaşık bir sürecin küçük ve güçsüz parçaları yapmıştır bizi. Öyle bir sürece girmiştir ki çağdaş yaşam, insan çalıştıkça daha çok parçalanır olmuştur. Hem düşünce düzeyinde, hem de günlük pratik içinde bütünle olan bağı iyice kopmuştur. Bu olağanüstü ayrıntıya indirgenmiş işbölümü insanın görünürde işini kolaylaştırırken, onun önemini ve değerini azaltmış, ufkunu daraltmıştır. Çalışma yaşamı ne kadar iyi düzenlenmişse insandan beklenen yaratıcılık, katkı ve ustalık da o denli azaltmıştır. Bu da çağdaş insanın kendisine yabancılaşmasını o ölçüde derinleştirmiştir. Yalnızca nesnelerin değerli olduğu yabancılaşmış bir dünyada, insan da nesneler arasında bir nesne olmuş, ne yazık ki nesnelerin en ucuzu ve güçsüzü konumuna düşmüştür.
Bir insanın zihinsel üstünlüğü ne kadar büyük olursa olsun, daima az çok basit ve bayağı birtakım dış kurnazlıkların ve tahkimatların yardımı olmadan asla başka insanların üzerindeki o pratik, kullanışlı hakimiyeti takınamaz.
Hacıbektaş Veli 13. asırda ölmüş Osman bey bile görmemiş… Hakikat olan aşk ve sadakat yolunda mertliği peki bilen Bektaşi babalarının ilk devirde pençik oğlanları ve sonra da devşirme oğlanlar, yeniçeri fidesi, gayrimüslim çocuklara İslam dinini en pratik yoldan terkin etmiş olmalarıdır.
Çocukken sevdiği ya da onu seven kimse yoksa sevgiyi nasıl öğrenir ki insan?
Öte yandan sevmek, nefes almak gibi değil mi? İçgüdüsel? Doğuştan bildiğimiz bir şey değil mi? Yoksa sevmek, Fransızca konuşmak gibi mi? Kimse size öğretmezse asla akıcı olamazsınız, pratik yapmazsanız unutursunuz.
Hareket halinde olmak, bir şeyleri hallettiğinizi hissetmenizi sağlar. Ama aslında sadece bir şeyleri halletmeye hazırlanıyorsunuzdur.
Hazırlık bir erteleme halini aldığında, bir şeyleri değiştirmelisiniz. Sadece planlamakla kalmak istemezsiniz. Pratik yapmak istersiniz.