• 304 syf.
    ·4 günde·Beğendi·9/10
    MÖ 4. Yüzyılda Aristoteles tarafından insanların en iyi şekilde yaşayabileceği, en iyi devlet düzenini ortaya koyabilmek amacıyla kaleme alınmış bu eser, siyaset ve felsefe alanında etkileyici düşünce ve fikirlerden oluşuyor. Aristoteles'in düşünce ve fikirlerinde Platon'un önemli bir etkisi var. Bu kitapta, Platon'un siyaset felsefesi alanında sunduğu "Devlet" ve "Yasalar" isimli eserlerindeki düşünceleri üzerinde oldukça fazla duruluyor. Kitap toplam sekiz bölümden oluşuyor.

    Eserin birinci bölümüne devletin ortaya çıkışı ve devleti oluşturan insanların doğası gereği, cinsiyet, akıl ve fiziksel güç olarak birbirlerinden ayrılması anlatılarak başlanıyor. Aristoteles'in sadece bedensel güçlerini kullanıp zihinlerini kullanamayanları hayvanlara benzetmesi ve bu insanların ekonomik açıdan köle olarak kullanılmasının gerekli olduğunu savunması dikkat çeken bir yaklaşım. Bu kölelerin zihinlerini kullanmaları gerektiğini de söylemiyor ve bu yönde bir eğitimde önermiyor. Çünkü toplum içerisinde bazılarının ekonomik açıdan üstünlük elde edebilmesi, diğer insanları sömürebilmesi, özgür olabilmesi ve ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için kölelere ihtiyaç olduğunu söylüyor. Kölelerin ise karnı doysun yeter. Asil ve soylu yurttaşlar için köleleri mülk olarak görüyor, araba gibi yahut at gibi. Bu köleyi mülk edinme anlayışı insana daha fazla değer verdiğini düşündüğümüz Hristiyanlık ve İslam dininin ortaya çıkmasından sonra dahi yüzyıllar boyunca varlığını korudu. Neyse ki günümüzde modern köleliği saymazsak insanı mülk edinme gibi bir durum yok. (?)

    İnsanların mülkiyet kazanmaları daha sonra takas, ticaret ve para kazanma faaliyetlerine girişmeleri kapsamlı bir şekilde ele alınıyor. Burada Aristoteles ihtiyaçlar doğrultusunda mülkiyet kazanmanın gerekliliği ile ticaretin doğurduğu aşırı ölçüde para kazanma isteğini birbirinden keskin şekilde ayırıyor. Aristoteles ana hatlarıyla geçim sağlamanın en uygun yolunun hayvancılık ve tarım olduğunu söylüyor. Ticaret, faiz ve belirli bir ücret karşılığı işçi olarak çalışmanın ise doğaya uygun olmayan geçim kollarından olduğunu savunuyor. Eserde Platon'un "Devlet" isimli kitabında söylediklerine yönelik bol miktarda eleştiri var. Platon ve Aristoteles'in mülkiyet konusunda farklı düşündüklerini görüyoruz. Platon mülkiyet hakkında insanlık ve devletin sürekliliğini sağlamak için daha paylaşımcı bir yaklaşım içerisine girerken, Aristoteles mülkiyetçilik konusuna daha bireysel bir düşünceyle yaklaşıyor. Mülkiyetin ferdî mi yoksa kolektif mi kullanıldığında daha iyi olacağı konusu günümüzde de hala tartışma konusudur. Bugün tartışmaların dönüp dolaşıp saplandığı nokta siyasal ve ekonomik açıdan kapitalizm ve sosyalizmdir yahut türevleridir.

    Bu bölümde iki düşünür arasındaki farklı bir diğer görüşte, Platon'un erkeklere ortak bir şekilde sahiplendirdiği kadınlar ve çocukları, Aristoteles'in erkeklerin bir uyruğu olarak görmesi ve tamamen ikinci plana atması. Aristoteles buradaki eşitsizliği ruha bağlıyor; kadın, erkek ve çocukları birbirinden ayıran etkenin düşünme ve akıl olduğunu, aklın ise erdemi ortaya çıkardığını iddia ediyor. "Susma"yı "kadının şanından" sayıyor ve çocukların da henüz gelişmemiş olduklarından erdemlerinin olgunlaşmadığını söylüyor. Çocuklar hakkında söyledikleri günümüzde çocukların 18 yaşını doldurana kadar seçme ve seçilme hakkına sahip olamamaları durumuna sebep olan etkenlerden öte bir şey değil. Platon ve Aristoteles'in hemfikir olduğu temel düşünce şu, devlet var ise iyiye ulaşmak için var.

    Aristoteles kitabın ikinci bölümüne, Platon'un "Devlet" adlı eserinde belirttiği kadınları, çocukları, mülkiyeti paylaşma konusuna ve insanları fabrika mahsulü makineler gibi duygusuz ve birbirinin aynı olarak anlatmasına hücum ederek, şiddetli şekilde eleştirerek başlıyor. Platon'un kadın, çocuk ve mülkiyet üzerinde kurduğu ortaklığın ve paylaşmanın daha iyi bir toplumsal dayanışmaya vesile olacağı iddiasına, ortaklığın önemsememe ve savsaklamaya sebep olacağını ve dayanışmaya zarar vereceğini iddia ederek karşı çıkıyor. Platon'un "Devlet" ve "Yasalar" eserlerindeki, özellikle mülkiyet ve anayasa konularıyla ilgili eksiklikler, yanlışlıklar üzerinde duruyor. Bu bölümün geri kalanında Phaleas, Hippodamos gibi düşünürlerin görüşlerini tartışarak toplumdaki servet eşitliği ve anayasalar üzerinde duruyor. O dönemdeki Sparta, Girit ve Kartaca anayasalarını karşılaştırıyor.

    Aristoteles eserin üçüncü bölümüne yurttaş, devlet ve anayasa kavramlarını açıklayarak başlıyor. Yurttaş ve yurttaşlık tanımını aristokratik bir çerçevede yapıyor. Örneğin, işçiler ve kölelerin yurttaşlık için gerekli nitelik ve yeteneklere sahip olamayacaklarını söylüyor. Yurttaşlığı belirli bir toplumsal sınıf olarak görüyor. Yurttaşlar dışındaki halk kitlesini uyruk olarak ayrıştırıyor. Krallık, tiranlık, aristokrasi, oligarşi, demokrasi, despotluk, adalet kavramlarını tartışıyor. Bu kavramlardan krallık, aristokrasi ve siyasal yönetim dediği yurttaşların anayasal egemenliğini (politeia'yı) doğru ve normal yönetim olarak tanımlıyor. Bunlara karşılık krallıktan tiranlığın, aristokrasiden oligarşinin, siyasal yönetim ya da çoğunluğun anayasal yönetiminden demokrasinin sapma olarak ortaya çıktığını ve yanlış yönetimler olduğunu söylüyor. Bölümün sonunda mutlak monarşi ve yasalar üzerinde oldukça fazla duruyor. Monarşinin doğru biçiminden krallık, yanlış biçiminden tiranlık olarak söz ediyor.

    Dördüncü bölümünde anayasa kavramı tartışılıyor. Aristoteles oligarşik anayasa ve demokratik anayasa arasındaki farkları, hangisinin iyi ve doğru olduğunu, kimlere uyduğunu anlatıyor. Bu bölümde Aristoteles "siyasal yönetim" adını verdiği rejimde bir anayasa oluşturmaya çalışıyor. Buradaki görüşü biraz demokrasiden biraz oligarşiden bir şeyler alarak en iyiyi elde etmek. Bu ortalama anayasa anlayışı, devleti oluşturan halk içerisinde de "orta sınıf insan" arayışına dönüşüyor. Aşırı zengin ve aşırı yoksul insanların bulunmadığı orta sınıf insanlardan oluşan bir toplumda çatışmaların olmayacağı ve adaletin sağlanacağı en iyi anayasanın oluşturabileceğini savunuyor. Bu bölümün sonunda siyasal yönetimdeki yasama, yürütme ve yargı organları üzerinde duruyor. Bu organlarda görev alacak kişilerin halkın hangi kesiminden olacağını, nasıl seçileceğini anlatıyor.

    Aristoteles kitabın beşinci bölümünde anayasa kavramını değerlendirmeye devam ediyor. Anayasalarda gerçekleştirilen değişikliklerin nedenlerinin neler olduğunu, anayasaların niteliğini, sayısını, anayasayı etkileyen yıkıcı etkenleri ve anayasaların hangi türlere dönüştüğünü tartışıyor. Bu bölümde özellikle anayasanın değişmesine sebep olan eşitsizlik, gerilim, şiddet, devrim ve yönetim değişikliği konuları üzerinde duruluyor. Krallık ve tiranlığı tehlikeye sokan durumları ve monarkların iktidarı elde tutabilmek için neler yapması gerektiğini anlatıyor. Bu bölümde Aristoteles'in, halkı sömürüp iktidarı elinde tutmak isteyen yöneticilere kurnazca önerileri var. Bu tür önerileri Machiavelli'nin 1500'lü yılların başında, "iktidara giden ve gücü elde tutmak için başvurulan her yol mübahtır" anlayışıyla yazdığı "Hükümdar(Prens)" adlı eserinde de görmek mümkün. Örneğin bu bölümde Aristoteles'in önerdiği bir konu tıpatıp Machiavelli'nin söyledikleriyle örtüşüyor. İki düşünür de diyor ki "Hükümdar dindar görünmelidir. [Dikkat buyurunuz, dindar olmalıdır demiyorlar] Çünkü insanlar Tanrıların bilincinde olduğuna inandıkları egemenlerin kendilerini ezmeyeceğine inanırlar ve ona karşı ayaklanma olasılıkları olmaz." Bu öneriler hala güncelse yıllardır insan yönetiminde değişen hiçbir şey yok demektir. Aristoteles bu bölümün en sonunda Platon'un "Devlet" eserinde timokrasi, oligarşi, demokrasi ve tiranlık yönetimleri üzerine yapmış olduğu açıklamaları eleştiriyor.

    Eserin altıncı bölümünde daha önceki kısımlarda anlatılan konulara sık sık değiniliyor. Demokrasilerin ve oligarşilerin en iyi nasıl işletilebileceği, devamlılığının nasıl sağlanabileceği konusu üzerinde duruluyor. Bu bölümün sonunda devlet yönetiminde görev alacak bürokrat ve memurların kimler olacağı ve hangi görevlerde ne kadar süreyle bulunacakları belirleniyor.

    Yedinci bölüme en iyi yaşamın, mutluluğun ve erdemin arayışı, tartışılması ile başlanıyor. Aristoteles'e göre yurttaşlar için en iyi yaşam türünü sağlamak en iyi anayasanın amacıdır. Bu bölümle birlikte ideal devletin koşullarını tamamlamaya çalışılıyor. İdeal devletin koşulları, nüfusu, büyüklüğü, konumu, iklim özelliği, şehirlerin yapısı, planı, toplumsal, siyasal ve dinsel kurumlar anlatılıyor. Toplumsal sınıf ayrımı ve toprak sahipleri üzerinde duruluyor. Aristoteles bu bölümün sonu itibarıyla anlatmaya başladığı eğitim konusunu kitabı bitirene dek sürdürüyor. İnsanların yurttaşlık için nasıl eğitileceği ve bu eğitimi kimlerin nasıl vereceği anlatılıyor. Aristoteles'in bütün erdemleri geliştirmeye, ahlaka ve liyakate yönelik bir eğitim anlayışı var. Eğitimin konusu çocuklarla ilgili olduğundan aile, evlilik, ana-babalık üzerinde de duruyor. Aristoteles kitabın başından sonuna Platon'un "Devlet" eserini yoğun şekilde eleştirse de bazı kısımlarda büyük ölçüde anlaşıyorlar. Bu bölümde engelli ve sakat çocukların ölüme terk edildiği, yaşatılmadığı kısım benzer düşündükleri konulara bir örnek olarak verilebilir. Yine bu bölümde çocuk eğitimi ile ilgili konularda iki düşünürün de benzer fikirde oldukları görülüyor.

    Kitabın son bölümü olan sekizinci bölümde eğitim sisteminin nasıl olacağı üzerinde duruluyor. Aristoteles'e göre çocukların yetiştirilmesi ve eğitilmesi kamuyu ilgilendiren bir durumdur, çünkü çocuklar geleceğin yurttaşları, geleceğin egemen sınıfıdır. Dolayısıyla düzenli bir programla yetiştirilmeliler. Değerli yurttaşlar erdemli bir eğitimle yetiştirilebilir. Platon gibi Aristoteles'te eğitim konusunda müziğe oldukça önem veriyor. Müzik sadece eğlenmek, dans etmek, içki içmek için değildir, aynı zamanda eğitime uygulanmalı, gençler müzik eğitimi görmeli ve müzikle eğitilmelidir. Son bölüm baştan sona müzik konusuyla ilgili.

    Aristoteles kitabın çoğu yerinde Platon’un fikir ve görüşlerini esas alarak eleştirilerde bulunduğu için, Platon’un eserleri okunduktan sonra bu eserin okunması daha sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek ve eleştirileri daha iyi anlayabilmek açısından önemli. Platon’un “Devlet” eserindeki ütopik ve felsefi yöne kıyasla, bu eserin daha gerçekçi ve siyasi bir yaklaşımla yazıldığını söyleyebilirim.

    "Sorarlarsa dünyanın gidişini
    Eflâtun'dan satırlar okuyacağım" der Rıfat Ilgaz. Yani dünya tiranıyla, yoksuluyla, asiliyle, kölesiyle, iyisiyle, kötüsüyle aynı dünya, aynı hamam, aynı tas azizim, yüzyıllardır değişen pek bir şey yok.

    İyi okumalar...
  • Prenslerin düşüşüne neden olacak ve değinmeden geçemeyeceğim bir hatadan söz etmek istiyorum.
    Bu, sarayları dolduran dalkavuklardır.
  • 150 syf.
    ·4 günde·7/10
    Mutlak monarşiyi savunan Machiavelli "prens" olarak hitap ettiği iktidar sahiplerine yol göstermek için yazdığı bu kitapta iktidara nasıl gelineceğini, iktidara geldikten sonra gücün nasıl kullanılması gerektiğini, nasıl devam ettirilmesi gerektiğini, bir prenste bulunması gereken özellikleri anlatmış.
    İktidarı korumak için prensin etik dışına çıkabileceğini ve elinden geleni yapması gerektiğini de sık sık vurgulamış
    Kitap akıcı ve sade bir dille yazılmış. Olay ve kişilerin çokluğu açısından dikkatinizi odaklamanız gerektiğini söylemeliyim.
  • … üç tür beyin vardır: Biri kendiliğinden anlar, öteki başkalarının açıkladığını anlar, üçüncüsü ise ne kendiliğinden anlar ne başkaları aracılığıyla.
  • ... zaferler hiçbir zaman, kazananın her şeyi,özellikle de adaleti hiçe saymasını gerektirecek kadar kesin değildir.
  • …var olan en iyi kale, halk tarafından nefret edilmemektir, çünkü kalelerin olsa bile, halk senden nefret ediyorsa, bu kaleler seni kurtarmaz; halk bir kez silaha sarıldığında, ona yardımcı olacak yabancılardan asla mahrum kalmaz.
  • Kötü işlerle olduğu kadar iyi işlerle de nefreti üzerine çeker insan.