Spoiler içerir* Elinor ve Marianne’in birbirinden çok farklı iki karakterde olduğunu ve kitabın bu karakterlerin çatışması üzerinde ilerleyeceğini sanarak okumaya başladım. Ancak kitap beni bu anlamda yanılttı. Aralarında yalnızca iki yaş olmasına rağmen Elinor hep duygularını içinde yaşamak zorunda olan, ablalığını sakin bir şekilde göstermek zorunda olan karakter. Marianne daha duygusal ve hayalperest ama aklı başında olmakta ondan pek de farksız değil. Jane Austen okumaya başlamak için ilk kitap olarak bu kitabı seçmem mantıklı bir hamle değilmiş belki de. Kitapta sıkça Jane Austen’ın düşüncelerini Elinor karakteri üzerinden okuyoruz diyebilirim. Ancak eleştirdiğim çok detay oldu; öncelikle kız kardeşler kendi aralarında bile o kadar sessiz ve iletişimsiz ki birbirlerinin büyük küçük her sırrından habersizler ama kitap bunu kesinlikle büyük bir kardeşlik ifadesiyle normalleştiriyor. Bu iletişimsizlik hali tek onlar için değil, onların aşık olduğu kişilerle aralarındaki muhabette de geçerli. Elinor ve Edward’ın arasında aslında hiç bir şey olmadığını düşünürken son on sayfa beni şok etti. Gerçekte kimin kalbinde nasıl bir aşk taşıdığı okura yansıtılmamış. Sanki karakterler kendi aralarında bakışıyor, fısıldaşıyor ama kitabı okuyan okurun eline sadece sayfalar kalıyor her şeyi anlamak için. Bir diğer eleştirim ise sürekli herkes arasında geçen yakıştırma hali, ev içerisinde sürekli kızların evleneceğine yönelik heyecanlı dedikodular anneleri de dahil olmak üzere herkesin bu hayallerle salınıp durması, gittikleri uzun misafirlikte bile yeni şehiri keşiften uzak, her genç kızın seveceği,bekleyeceği zevklerden uzak boşa geçen zamanları. Jane Austen akıllı, uslu ve gösterişsiz bu kızları makul kız olarak yazmış gibi. Kitabı tamamen yazıldığı dönemin etkisi altında okumaya