Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş’tan okuduğum ilk eser sayılmasa da ilk okuduğum romanı diyebilirim. Bundan önce lise hazırlıktayken Ben Bir Gürgen Dalıyım adlı çocuk kitabını edebiyat hocamızın sayesinde okumuştum, ve o zamanlar çocuk kitabı olmasına rağmen edebi dilini çok sevmiştim (bunda tabii ki hocamızla yaptığımız tahlil de etkiliydi) Tabii ki o zamanlar bu yazarın skandalları filan çıkmamıştı -yıl 2019-, o zamandan alıp rafıma dizmiştim diğer kitaplarını. Altı yıl boyunca hiç elim gitmemişti kitaplarına, elime aldığımda da yazarın çıkan skandallarını bilmeden keyifle başlamıştım, taaa ki benim için klasik olan kitabı ve yazarı tekrar araştırana kadar. Öğrendikten sonra biraz kitap elimde süründü yalan yok ama incelememi yazarın karakterinden ayırarak yapmaya karar verdim sonunda.
Esere geçecek olursam önce neden bu eseri okuduğumda ve beklentilerimi karşılayıp karşılamadığı ile başlayayım. Gölgesizler, Türk edebiyatındaki gotik eserlerden biri olarak sayılıyor. Gotik eserleri çok sevmeme rağmen, bu eserleri hep dünya klasiklerinden okuyor olmak bir noktada yormaya başlamıştı beni ve biraz da Türk edebiyatına şans vereyim diyerek elime aldım. Aslında eser cidden gotik sayılabilir ama daha çok postmodern bir eser olduğu için böyle bir beklentiyle okumamanızı tavsiye ederim çünkü gotik eserlerdeki her şeyin sonuca varma olayı burada pek de beklenildiği gibi olmuyor.
Hasan Ali Toptaş, genelde muhteşem bir kurgudan ziyade muhteşem bir edebi dil okumak isteyenlerin tercih etmesi gereken bir yazar. Ne anlattığı ile değil, nasıl anlattığı ile ilgilenirseniz gerçekten çoğu eserini keyif alarak okursunuz. Yazarın hiçbir cümlesi birbirine benzemiyor, eşsiz betimlemelere sahip… Ve bunları bir okur olarak keşfetmeye çalışmak okumayı eğlenceli kılan bir unsur.
Böyle dedim