Sen bu mektubu aldığında ben çoktan yazdığıma pişman olmuş olacağım. Çünkü geri alınamaz söylenmiş hiçbisöz. Yayından çıkmış bir ok gibi saplanacağı yere, o savunmasız sineye gider. Yaralar, kanatır, acıtır. Bütün hıncını ölümcül bir kimya, bir ağu gibi kelimelerine yükleyebilir insan. Ne kadar zalimce! Böyleyiz ama! Bir şeyleri içimizde biriktirdiğimizde böylesine tehlikeliyiz. Kelimeleri seçerken bu kadar acımasız! Sonra hep pişmanlık gelir, bu doğru. Ama ne fayda! Olup bitmiştir çoktan o acımasız taarruz, o kanlı meydan muharebesi. Kim kazanmıştır? Hiç kimse! Bazen savaşlara hiç kimse kazanmasın diye girilir. Herkes kaybetsin diye! İnsanız değil mi, zayıflık dolaşıyor hücrelerimizde. Keşke beni bıraktığın muammanın içinden hiç çıkamasaydım! Keşke sana yazacak hiçbir şey bulamasaydım!
Kaybolmak, her anlamda bir arayışı doğurur beraberinde. İster evinden olsun, ister benliğinden. İnsan kaybolduğunu fark ettiği vakit, hayatını sadece bir amaç için yaşamaya başlar; bul(un) mak.
...bu şehir, hep aynı yerlerde aynı hikâyeleri dinleyemeyecek kadar büyük, aynı yerde farklı hayatlar yaşatacak kadar karmaşık. Bir duvar ki önü zehir, ardı bal. Bir deniz ki başı lağım, sonu lalezar. Şehir hepsi, şehir kimi zaman hiçbiri. Şehir aynı anda hem dünyanın en güzel yeri hem de cehennemin ta kendisi...