Hep yakalamaya çalışıyoruz bir hayali, hayalleri. Yakalamaya çalışmakla geçiyor bizim hayatımız. Az önce kalkan bir treni, içimizi serinletecek bir bakışı, bütün düğümlerimizi çözecek bir ifadeyi, şarkımızı tamamlayacak notayı, dönersek bizi doğru adrese götürecek olan sokağı. Her şeyi daha güzel, daha tamam kılacak şeyleri kaçırıyoruz sürekli. Doğru zamanın ya bir an öncesindeyiz hep ya bir an sonrasında. Ya çok hızlı yürümüş oluyoruz ya çok yavaş kalıyoruz. Hep böyle bu. Sıçrayarak uyanıyoruz sürekli. Ne uykumuz tam bir uyku, ne hayatımız tam bir hayat.
Sen bu mektubu aldığında ben çoktan yazdığıma pişman olmuş olacağım. Çünkü geri alınamaz söylenmiş hiçbisöz. Yayından çıkmış bir ok gibi saplanacağı yere, o savunmasız sineye gider. Yaralar, kanatır, acıtır. Bütün hıncını ölümcül bir kimya, bir ağu gibi kelimelerine yükleyebilir insan. Ne kadar zalimce! Böyleyiz ama! Bir şeyleri içimizde biriktirdiğimizde böylesine tehlikeliyiz. Kelimeleri seçerken bu kadar acımasız! Sonra hep pişmanlık gelir, bu doğru. Ama ne fayda! Olup bitmiştir çoktan o acımasız taarruz, o kanlı meydan muharebesi. Kim kazanmıştır? Hiç kimse! Bazen savaşlara hiç kimse kazanmasın diye girilir. Herkes kaybetsin diye! İnsanız değil mi, zayıflık dolaşıyor hücrelerimizde. Keşke beni bıraktığın muammanın içinden hiç çıkamasaydım! Keşke sana yazacak hiçbir şey bulamasaydım!