Sırada yazacağım 5-6 incelemenin notlarını kaybettiğim için, kitapları okuduğum tarih ve incelemesi, incelemesini yazdığım tarihler maalesef kayıp. Hatırladığım kadarı ve güncel düşüncelerim ile yazacağım.
1984'ü okuduktan sonra ilk söylediğim şey "oh iyi ki tahmin ettiğim gibi bitmedi" olmuştu, fakat okuyan çoğu insanın benim tahmin ettiğim gibi bitmesini istediğine eminim. İçinde gizli saklı bir çok öğretinin bulunduğu, insanlığı çok ince şekillerde eleştiren, kimisi için sinir bozabilen, benim gibiler için de çok keyif veren bir kitap. Üçüncü Dünya Savaş'ından sonra geçen, yaşanabilecek potansiyel düzenlerden birini ele almış George Orwell, bu kadar yıkım ve kaosun içerisinde, savaş içerisinde olan 3 bölgenin sadece birbiri ile uğraşmaya gücü kalmış. Hikayemizin geçtiği Okyanusya bölgesinde ise iç düzenden herhangi bir darbe yememek için bütün insanlar "seve seve" tek tip düşünceye sahip olmak zorundalar. Ülkede parça parça çalışan fakat ortak amaca hizmet eden "düşünce hapsi" insanları tek çatı altında topluyor. Farklı düşünceler içinde olsa bile insanlar bunu gözleri ile belli edemeyecekleri bir ortam içerisindeler. Kitap içerisinde yaşanan her olay bence büyük bir kıyamet senaryosu, ülkelerin harap olmasından daha da ağır bir durum. Farklılık her zaman gelişime yol açar, 5 kişinin bulunduğu ortamda herkes aynı fikirlere sahip olursa fikrinizin hatalarını göremezsiniz. "1984" evreninde de bu durumu alenen görüyoruz, "Büyük bir sansür kültüründe insanlar nasıl davranır?" ve "Farklı olmak istediklerinde başlarına ne gelir?" sorularına bence abartılmadan güzel cevaplar verilmiş. Ana karakterimiz Winston'ın başına gelen her şey, ihtimali neredeyse imkansız olan her kahramanlık hikayesi gibi ilerlemiyor. Yaşanma ihtimali yüksek olan ne varsa başına geliyor. Bulunduğu