Intihar eden ünlü yazarlardan Stefan Zweig'ın beş adet kısa öyküsünden oluşan Ay Işığı Sokağı kısa sürede okuyup bitirdiğim kitaplardan biri oldu. Genelde uzun öyküleriyle tanıdığımız yazarın kısa öykü performansını merak ederek başladım ve iyi bir izlenim edindiğimi söyleyebilirim. Genel olarak uzun öykülerindeki yoğun anlatım burada da devam ediyor ve bir sayfada size pek çok ayrıntı veriyor. Bir sayfayı okurken üç sayfa ilerledim hissi vermesi olasılıklar dahilinde. Noktanın hemen gelmemesi ve satır arasında mola vereyim derken sizi kendine bağlaması kitabın etkilerinden bazıları. Öykülerin ortak özelliği hiçbirinin mutlu sonla bitmemesi. Hepsinde en az bir ölüm meydana geliyor. Zweig çok akla gelmeyen ve üzerinde durulmayan konulardan oluşturmuş hikayelerini. Hepsinde birbirinden farklı kişilikler ve ilginç yaşamlar mevcut. Avrupa'nın o soğuk yüzü gözünüzün önünden gitmiyor ve havayı hissettiriyor eser. Öykülere kısaca bir göz atarsak; açılış öyküsü olan Ay Işığı Sokağı, arka sokaklarda gezen bir adamın bilmediği bir evden duyduğu şarkıyla konuk olduğu mekanda acayip insanların entrikalı yaşamına şahit oluyor. Luporella adlı öyküde efendisine aşırı derecede bağlı bir hizmetçi kadının patronuyla olan derin ilişkisi ve bozuk kişiliğini okuyoruz. Nişan öyküsü İspanya'da savaş esnasında hayatta kalma mücadelesi veren Fransız albayı anlatıyor bize. Leman Gölü Kıyısında Olay, bir balıkçı tarafından bulunan bir Rus savaş esirinin evine dönme çabası ve özlemini aktarırken, son öykü olan Avare ise akranları üniversiteye giderken sınıfta kalmaktan başı dönmüş bir lise öğrencisinin öğretmenine olan isyanından bahsetmekte. Genel olarak baktığımızda çaresiz ve yitik tipleri okuyoruz. İnsan hayatta kalmak ve kendini kurtarmak için neler yapabilir Zweig bize bunları anlatıyor.