Yıkım ve ölüm söz konusu olduğunda bir insan sert ve filozofça davranabilir, hatta davranmak için çaba göstermelidir, insan insan olalı, insanlığın çoğunun en iyi başardığı iş budur zaten.
Kendi zihnimizin varlığından emin olduğumuz kadar, başkalarının zihninden eminsek, birinci şahıstan emin olduğumuz kadar üçüncü şahıstan da mantıksal olarak eminiz.
İnsan hayatının akışı -acılar, sevinçler, öfkeler, umutlar, kurnazlıklar vs. gibi- duygularımızın ve davranışlarımızın iç içe geçmesinden ibarettir. Bu akış, duygularımızın ve eylemlerimizin sonsuzca tekrarından başka bir şey değildir. Bu demektir ki, güvenli yargılara varmamız için, bu sürekli oynak temelden başka hiçbir dayanağa hiçbir referansa sahip değiliz. Bu arka plan, hiçbir genel plana itaat etmez ve onda hiçbir genel düzen ortaya çıkarılamaz. İnsan eylemlerinin ve tutkularının iç içe geçme biçimi, kaotiktir ve değişir. Ama arka plan yine de saf bir çeşitlilik değildir. Orada düzenlilikler de görülür. Hayatın akışını oluşturan eylemler ve tutkular, sürekli olarak yeniden ortaya çıkan bazı modeller, bazı biçimler altında görünür. Bu tekrar, bu mekanizma olmasaydı, kavramları üretemezdik.