Melike

Melike
@proustien
Puan vermedi·128 syf.·
2026 1. kitabı
Kitabı yarılamışken arada öfkelenip buraya not düşmek istedim. Çeviri metin okurken, yapıttan çok çevirmenin maharetini sergilediği yerde durum içler acısı. Zamansız, klasik bir metinde yeniden bir okumanın yapılması gerektiği kanısındayım. Özellikle de Yapı Kredi Yayınları baskısı. Çeviri metinlerle ilgili fikrimi yazdığım bölüm, #208859507 hal böyleyken Rus coğrafyasında Hristiyanlık öğretileri ve kullanımları tamamen Müslüman dini ve ifadelerine göre çevrildiği için metin aşırı gülünç durumda. “Allah'a ısmarladık, Belki de Allah tekrar birbirimizi görmeyi nasip eder”(?) bu ve buna benzer ifadeler okudum. Şaşkınlıkla sayfaları çevirirken yıllar boyunca okuma listemde olup bu kadar hayal kırıklığı yaşattığı için ayrıca üzgünüm. Çeviriden bağımsız ele aldığı konular; onur, sadakat, aşkın sessiz ama dirençli hali, güç karşısında ahlâk anlayışı, tarihin bireyi ezme potansiyeli gibi konuları daha iyi aktarabilecekken kötü çeviri kurbanı olmuş bir metin. Kitap ne kadar kötü olursa olsun bitirmeden bırakamayanlar tarafında olduğum için buna bir süre daha üzüleceğim.
Yüzbaşının KızıAleksandr Puşkin · Yapı Kredi Yayınları · 202536,8bin okunma
Reklam
Puan vermedi·96 syf.·
2024 9. kitabı
“Sevgiyi bir umutsuzluk gibi yaşamak, dedim. Gülümsediniz, ben de size gülümsedim.” Günümüz sinemasında “Hiroşima Sevgilim” olarak tanıştığım Fransız yazar Marguerite Duras'ın 1987 yılında yayımlanan ve orijinal adı Emily L. olan kitabı. Bu yapıtı okumaya çok sevdiğim bir arkadaşımın dayatmasıyla başlayıp kitabın ismiyle bütünleşecek bir kış günü okumak üzere almıştım. Nitekim kitap da bir yaz mevsiminde kışın geçen bir hikâyeyi ele alır. Sonuç itibariyle bütün bir kış ve yaz sürecine kadar aksadı bu durum. Kitapları okurken o ân içinde ve hayatımın akışında ilerleyen durumlarımla da etkileşimini daha çok seviyorum sanırım. Çünkü hatırlamak ve unutmanın burda belirginleştiği kanısındayım. Kitap bir çiftin Quillebeuf'te geçirdikleri zamanı konu ediniyor. Kadın -kitabın anlatıcısı- ve adamın yazmak üzerine sohbetiyle başlıyor, aynı zamanda çevrelerindeki insanlar hakkında bazı çıkarımlarda bulunuyorlar. Özellikle kaldıkları otelin barında gördükleri kaptan ve eşinin hikâyesini oluşturuyorlar. Onların hikâyesini anlatırken aynı zamanda kadın adama olan hislerini de ortaya koyuyor. Bu yüzden hikâyeler kitabın başında birbirine karışsa da ilerleyen sayfalarda her şey yerli yerine oturuyor. Kaptan olan eşiyle denizlerde uzun yolculuklara çıkan, “Bir Kış Günü Öğleden Sonra” yazdığı şiirini kaybetmiş bir şair. İlginçtir ki, anlatıcımız da öyküsünü bir türlü yazamayan bir yazar, ve o da sevdiği adamla bir yolculukta. Temelde iletişimsizlikle beraber; anlaşılmak, anlaşılmadığını anlamak, kimdik durumundan bağımsız tamamen birbirini anlamayan insanın dilemmasını yaşadım. Zaman zaman bir şeyler gelişecek diye bekleyip nerdeyse hiçbir şeyin olmadığını okurken, kısa anlatımı -bence- basit ve hissettirdikleriyle beni içine çeken bir kitap oldu. Tüm kitap boyunca en çok
Bir Kış Günü Öğleden SonraMarguerite Duras · Can Yayınları · 2000162 okunma
İki insan arasındaki bağıntının sonucu olan alaylı keder duygusu
Puan vermedi·208 syf.·
2023 10. kitabı
“Her an yeni bir hayat serilir önümüze,” birdenbire gidişim sizi şaşırtmış olmalı” diyor ve “kederlerimizle arzularımız hemen hiçbir zaman bağdaşmıyordu” diye bitiyor kitap. Helikopter’den çıkan bu yapıt, “Aşka âşık olanlar için tekrar yayınlıyoruz bu dünya güzeli kitabı, unutulmasın” şeklinde yazar. Şüphesiz okuduğum en güzel poetik aşk hikâyelerinden biriydi. Betimleme ve vurucu anları sevdiğim için okumaktan çok adeta durağan ama sağlam derdi olan bir sanat filmi izledim sanki. Kitabın baskısı ve kenarlarının kırmızı oluşu bile nostaljik geldi. Sanat filmi demişken; kitabı ilk gördüğüm anda, yıllar önce izlediğim Nuri Bilge Ceylan’ın İklimler” filmini hatırlamıştım. Ordaki anlam karmaşası ve hikâyedeki arayışlar benzese de film ile organik bir bağının olmadığını belirtmeli. Andre Maurois'nın iki bölüm halinde yazdığı bu yapıtın ilk bölümünde; Odile adlı bir kadını seven Philippe Marlet'in yaşadıkları kendi ağzından anlatılır. İkinci bölümde ise Philippe'i seven ve aşkta temel olan duruşu sergileyen İsabelle adında ikinci eşinin çektiği sıkıntılar yine İsabelle'nin anlatımıyla dile getirilir. İki bölümde de duygu temelinde aldatılan tarafların çektiği sıkıntılar hemen hemen parallellik gösterdiği halde yazar bunu pek belli etmeyen bir dille okuyucuya aktarmayı başarmış. Aşkın hallerini, insanın ilişkiden ilişkiye değişen konumunu müthiş bir şekilde anlatır. (Uzun zamandır neredeyse her sayfasında altını çizdiğim bir kitap daha olmamıştı.) “Rahat duymuyordum kendimi Maletler’de. Benim iklimim değildi burası. Kendi kendimden nefret ediyor, kendimi can sıkıcı buluyor, gösterişci buluyor, sessizliğimi kötülüyor ve gittikçe içime kapanıyordum." "Niye onun yerine başkasını sevmiyorum? Güzel de ondan mı? — Evet, ama başka güzeller de var, üstelik en çok
İklimlerAndre Maurois · Helikopter Yayınları · 20083,464 okunma
Puan vermedi·415 syf.·
2023 4. kitabı
Kitaplarını dönem sıralamasına göre okuduğum, Tanpınar nehir roman üçlemesinin sonuna geldim. Yirmi dört saatlik tren yolcuğunda vedalaştık kitapla. Bu romanı okuduğum için oldukça mutlu olduğumu söylemem gerek. Kitap boyunca edebiyatla birlikte hayata ve insana dair keyifli bir yolculuğa çıktım. “Boğaz’ın gece haritası benim için biraz da bu ışıklardır. İnsan burada bir hayalde yaşıyor, bazen kendisini bir masal sanıyor…” (s.125) Bu yolculukta İstanbul’a olan bağımın daha çok derinleşip anlamlı hale geldiğini de eklemeliyim. Romanın geçtiği İstanbul ve tarihi, bunun yanında da Türk musikisi adına Itri, Mevlevi gibi çeşitli isimlerin eserlerine dair bir anlatım var. O sanatsal müzikleri dinlemeden onu kulaklarınızda ve içinizde duyumsuyorsunuz. O da bu aşk içerisinde. Kitapta Doğu-Batı sorunsalının yanında Türkiye ve Türk insanını anlatır Tanpınar. Bu yolda Türk kültürüne ait değerleri yeniden tanımlıyoruz. Üstelik tüm bu konuları bir romanda harmanlamış bir dil ustasıyla karşı karşıyayız. Edebiyat’ımızda da Tanpınar, şüphesiz dili en iyi kullanan yazarların başında gelir. Dili çok iyi kullanmasının yanı sıra eril ve insan merkezli bir dili de yok. Bu roman boyunca da doğayı çok güzel tanımlıyor. Bununla ilgili Fetni Naci’nin, Yüzyılın 100 Türk RomanıYüzyılın 100 Türk Romanı adlı eserinde “Ayrıntıları seviyor Tanpınar ve olabildiğince ustaca kullanıyor. Müthiş bir “göz”ü var Tanpınar’ın. Romanın bir yerinde “pencerelerden bir fütürist tablo gibi sade göz, sade kulak ve tecessüs, yahut arzulu kadın başları uzanıyor” der. (s.33) Tanpınar “bir fütürist tablo gibi” diyor; sinemanın böylesine yaygınlık kazandığı günümüzde yaşasaydı “ayrıntı çekimi” derdi, sanıyorum. Çünkü, Huzur’u okurken, Tanpınar’ı yazı yazarken değil de hep elinde kamera çalışırken düşündüm; dikkati özellikle “ayrıntı çekimi”ne yönelik bir
HuzurAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 201921,3bin okunma
Puan vermedi·81 syf.·
2022 64. kitabı
Kitabı henüz bitirmişken, her kitabın bir okunma zamanı olduğu düşüncesine inandığım bir an. Çok güzel rastlaştık. #190309240 Kitaba başladığım süre ve zamanı da tutturmuştum. “Kış gecesi, vakit sabahın ikisi” ile hikâye başlıyor. İki perde halinde yazılmış olan oyun; birbirini hiç tanımayan “KADIN ve ERKEK” kişileri arasında geçer. Karlı bir gecede karşılaşılan anın, metinde de geçtiği gibi “ama yargılamak yok” tadında başlayan ve aynı gecenin sabahına kadar süren uzun soluklu konuşmalar… Birini hiç tanımadan ama özellikle bu anlarda “en çok kendin olabildiğin” anları yaşıyoruz. Anlatılanlar, konuşulanlar kadar… Ne şahane bir şeydir bu anları yaşamak! Konuşmalar sırasında; “ERKEK” kişisine de çokça bayıldım. (Benim gibi düşünmeyen yoktur sanırım) Çoğu zaman içimizdeki esas kişiyi görüyoruz onda. Konuşmalar sürerken umarım sabah olmaz diye düşündüm. Kitabı okurken, en çok anımsadığım ve oldukça da benimsediğim birini hatırlattı. “Çünkü insanın kendinden çıkma ihtiyacını, başkalarının ruhunun misafirperliğine kabul etme ihtiyacını duyduğu anlar olur; bu ruhun, ne kadar mütevazı ve çirkin olursa olsun, yabancı bir ruh olması şartıyla…” Marcel Proust! #136010941
Mikado'nun ÇöpleriMelih Cevdet Anday · Kent Yayınları · 19672,029 okunma