Proust ve Madlen

Proust ve Madlen
@proustvemadlen
Kaybettiğimiz kişilerin ruhlarının, daha ilkel bir varlığın,bir hayvanın, bitkinin veya cansız nesnenin içinde tutsak olduğu yolundaki Kelt inancını çok makul bulurum; bu ruhları gerçekten de kaybetmişizdir, ta ki, birçokları için hiç yaşanmayan bir gün, ruhun hapsolduğu ağacın yanından geçinceye, ruhu barındıran nesneyi tesadüfen ele geçirinceye kadar. O zaman ruh irkilip ürperir, bizi çağırır ve onu tanıdığımız anda büyü bozulur. Bizim tarafımızdan kurtarılan ruh ölümü yener ve bizimle birlikte yaşamaya başlar tekrar. Geçmişimiz için de aynı şey geçerlidir. Geçmişi hatırlama gayretimiz nafile, zihnimizin bütün çabaları boşunadır. Geçmiş zihnin hâkimiyet alanının, kavrayış gücünün dışında bir yerde, hiç ihtimal vermediğimiz bir nesnenin (bu nesnenin bize yaşatacağı duygunun) içinde gizlidir. Bu nesneye ölmeden önce rastlayıp rastlamamamız ise tesadüfe bağlıdır.
Sayfa 49·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
"Dünyayı bugünkü durumuna getiren nedir, bilir misin? Yarım işler, yarım konuşmalar, yarım günahlar, yarım iyiliklerdir. Sonuna kadar git be insan, avare et ve korkma! tanrı baş şeytandan çok, yarım şeytandan iğrenir!"
Hayatımızda istisnai bir buhranın meydana geldiğini ve o güne kadar hiçbir şey yapmamış kişinin, buhran mutlu bir sona bağlandığı taktirde, çalışkanlığı adet edineceğini zannettiği günlere benzetilebilecek günler: örneğin söz konusu kişi özellikle tehlikeli koşullarda gerçekleşecek bir düelloya katılmak üzere sabah vakti evinden çıkmaktadır; o an da, belki de az sonra kaybedeceği, bir esere başlayarak veya sırf birtakım hazlar tadarak değerlendirebilecekken hiçbir bakımdan tadını çıkaramamış olduğu hayatın değerini birden anlar. "Hayatta kalabilseydim, der kendi kendine, hemen o anda çalışmaya koyulurdum ve ayrıca nasıl eğlenirdim!" Hayat gerçekten de o anda değerli görünür gözüne, çünkü hayata normal olarak hayattan aldığı azıcık şeyi değil, hayatın verebilecekmiş gibi göründüğü her şeyi mal eder. Hayatı deneyimlerinden de bildiği gibi, yaşadığı şekilde, yani bütün vasatlığıyla değil, görmek istediği gibi görür. Hayat bir anda yoğun çalışmalarla, yolculuklarla, dağ yürüyüşleriyle, bin bir türlü güzellikle dolmuştur; düellonun meşum sonu yüzünden bunların hiçbirini yaşayamayabileceğini düşünür, ama daha düello söz konusu değilken, düello olmasa da sürüklenecek olan kötü alışkanlıkları yüzünden, zaten hiçbirini yaşamadığını aklından bile geçirmez. bir yara dahi almadan döner evine. Fakat yine aynı engeller, hazların, gezilerin, seyahatlerin, bir an, ölüm yüzünden hepsinden temelli yoksun kalacağı korkusuna kapıldığı her şeyin önüne dikilir; oysa ölüme gerek yoktur, hayat bu görevi üstlenir. Çalışmaya gelince, -istisnai koşullar o insanda önceden var olan şeyleri, yani çalışkan insanda çalışkanlığı, tembel insanda da tembelliği artırdığından- kendini tatilde ilan eder."
Zaten derinlemesine düşünmediğimiz, taklit yoluyla, çevremizdekilerin coşkusundan etkilenerek benimsediğimiz şeyleri çabuk unuturuz. çevremizdeki coşkular değiştikçe, hatıralarımız da değişir. Siyasetçiler, belirli bir zamanda benimsedikleri bakış açısını diplomatlardan da çok unuturlar ve görüşlerindeki yüz seksen derecelik dönüşlerin bazıları, aşırı hırstan çok hafıza yoksunluğundan kaynaklanır. Yüksek sosyete mensuplarına gelince, onlar pek az şeyi hatırlarlar.
Aşkın nesnesini karşımızda yatan bedene hapsolmuş bir varlık zannederiz. ama ne yazık ki aşkın nesnesi, o varlığın uzayın bütün noktalarındaki, geçmişteki ve gelecekteki uzantısıdır. O varlığın filan yerle, filan saatle bağlantısına sahip değilsek, ona sahip olamayız. Bütün bu noktalara ulaşmamız da imkansızdır. Bu noktalar bize gösterilse, onlara kadar uzanabilirdik belki. ama el yordamıyla arar, bulamayız onları. Ardından da güvensizlik,kıskançlık, zulüm gelir. Saçma sapan bir iz peşinde değerli zamanlar kaybederiz ve gerçeğin yanından fark etmeden geçeriz.