O güne kadar kimse bana portakal mı mandalina mi sevdiğimi sormamıştı. Babam bana hiç meyva almazdı, amcamla kocam da ne istediğimi hiç sormadan alırlardı. Açıkçası, ben de mandalinayı mı, portakalı mı tercih ettiğimi hiç düşünmemiştim. Sorusunu yineledi:
"Portakal mi seversin, mandalina mı?"
"Mandalina," dedim. Ancak o mandalinaları alır almaz, portakalı daha çok sevdiğimi fark ettim, ama bunu ona söylemeye utandım, çünkü mandalina daha ucuzdu.
..benim söylediğim her şey gelecekle ilgiliydi. Çünkü gelecek, istediğim renklerle boyamak üzere hala benimdi. Özgürce karar vermek, istersem değiştirmek üzere hala benim..
Bir resme tükürdüğümü gören olsa, resimdekini şahsen tanıdığımı sanır. Hayır, tanımıyordum. Ben yalnızca kadının biriyim. Hiçbir kadın yoktur ki, gazeteye resmi basılan her erkeği tanısın. Ayrıca ben başarılı bir fahişeydim yalnızca. Bir fahişe ne kadar başarılı olursa olsun, bütün erkekleri tanıyamaz. Ama tanıdığım erkeklerin hepsi bende tek bir istek uyandırdı: elimi kaldırıp yüzlerine okkalı bir şamar indirmek. Fahişe olduğum için, korkumu makyajın ardına gizledim. Mesleğimde başarılı olduğumdan, makyajım hep en iyi, en pahalı türdendi; saygın burjuva kadınlarının makyajı gibi. Saçımı sosyete kadınlarının gittiği berberde yaptırıyordum. Seçtiğim ruj rengi hep "doğal ve ciddiydi; böylece dudaklarımın çekiciliği ne gizlenmiş oluyor, ne de fazla vurgulanıyordu. Göz kalemim de, yüksek düzeydeki yetkililerin eşlerinin yeğlediği türden, çekicilikle reddedişin uygun bir karışımıydı. Yalnızca makyajım, saçım ve pahalı ayakkabılarım "üst sınıf"tı. Ben, ortaokul diplomam ve arzularımla "orta sınıf"a aittim. Ailemse "aşağı tabaka"dandı.
Bu duyguyu yıllar önce de tatmıştım. Beni sevmeyen birine aşık olmuştum. Kendimi reddedilmiş hissediyordum;beni terk eden yalnızca o, koca dünyadaki milyonlarca insandan yalnızca biri değildi; bütün canlıları ve nesneleriyle koca dünyanın kendisiydi.