... gerçek kolay ve yalındır. Bu yalınlığın içinde de vahşi bir güç yatar. Yaşamın vahşi, ilkel gerçeklerine ancak yıllar süren bir savaşımın sonunda varabildim. Çünkü insanlar yaşamın yalın ama çirkin ve güçlü olan gerçeklerine birkaç yıl içinde varamazlar pek. Gerçeğe ulaşmak, artık ölümden korkmamak demektir. Her ikisiyle de yüz yüze gelmek büyük bir cesaret gerektirdiğinden, ölümle gerçek birbirlerine benzer. Gerçekler de insanı öldürdüğü için, ölüm gibidir. Ben bir insanı öldürdüğüm zaman, onu bıçakla değil, gerçekle öldürdüm. Bu yüzden korkuyorlar; beni yok etmek için bu yüzden acele ediyorlar. Bıçaktan korkmazlar. Onları korkutan gerçeğimdir. Bu korkutucu gerçek bana büyük bir güç veriyor. Beni ölümden, yaşamdan, açlıktan, çıplaklıktan ya da yılgınlıktan koruyor. Beni hükümdarlarla polisin zalimliğinden koruyan da bu korkutucu gerçektir.
Yalan sözlerine, yalancı yüzlerine, yalancı gazetelerine rahatlıkla tükürebiliyorum.
''Babamın bir şey dışında kraldan farkı yoktur.''
''Nedir o?''
''Bana öldürmeyi öğretmedi. Her şeyi yaşarken öğrenmeye bıraktı beni.''
''Yaşam sana öldürmeyi öğretti mi?''
''Elbette.''
''Şimdiye kadar kimseyi öldürdün mü?''
''Evet.''
Bir an yüzüme bakıp güldü: ''Senin gibi birinin adam öldürebileceğine inanamam.'' dedi.
''Neden?''
''Çünkü çok yumuşaksın''
''Kim demiş yumuşak insanlar adam öldüremez diye?''
Yeniden gözlerime bakıp güldü ve, '' Senin bir sineği bile öldürebileceğine inanmam,'' dedi.
''Sinek değil ama, adam öldürebilirim.''