Ebeveynlerinin soğukluğunun kendisinin önce okul çalışmalarına sonra mesleğine gömülmesine sonra da başkalarıyla ve kendisiyle bağını koparmasına yol açacak kadar acı verici olduğunu anlamıştı.
Çabalarınız kocaman bir boşluğa çapar bazen, içinizdeki kırılgan çocuk çıkar sahneye hemen. 'Yine olmadı.' dercesine bir duygu ile yükselir o fısıltı zihninizde. Aslında geçmişin uzayan bir çetelesidir size sunulan, yeniden ama farklı bir silüette. Hayatın gerçeği budur aslında ama siz hala umutların peşindesinizdir.
Gülü dikenlerine rağmen sevebilir miyiz?
Oysaki uzaktan o güzel kokusu, o canlı rengi bizi cezbeder.
Dokunmaktan imtina eder, koparmak yerine onun varlığını izlemek isteriz.
Bize o kadar huzur verir ki yokluğundan korkar, koparmaya kıyamayız.
Ta ki sahip olma arzumuz baskın gelene kadar.
Bu arzu ile ilk kez fark ederiz o dikenleri.
Ve artık yalnızca o dikene dikkatimizi veririz.
Öyle ki o güzel kokan, o canlı olan çiçek sanki yok olmuştur, yalnızca can yakan diken vardır.
Ve biz sahip olma arzumuzla varlığını yoksaydımız güle yüz çevirirken buluruz kendimizi.
Suçlu diken, suçlu dikenlerinden kurtulmayan gül olmuştur.
İnsan da dikenli bir güldür hakikatte.
İlişkiler diyoruz ya, o merak ettiğimiz arzuladığımız ilişkiler.
Hakikatte sahip olma arzusuna yenilmeyen, o dikeni katlanılacak bir varlık değil, varlığı ile gülü tamamlayan olarak gördükleri içindir.