Bir çift terapisti olan Gülcan hocamızı dinlemekten ve okumaktan her zaman çok keyif alıyorum.
Son çıkan kitabı Bu İlişkiyi Konuşmalıyız da benim için favoriler arasına girdi.
İlişkilerde sık karşılaştığımız düğüm noktalarına dair çok yerinde psikolojik analizler ve güçlü sosyolojik çıkarımlar içeriyor. Yalnızca ilişkilere değil, kendinizi tanımaya dair de farklı bakış açıları kazanabileceğiniz bir kitap.
"İlişki; birbirimizi seyrettiğimiz, zevklerimizi, inceliklerimizi değiş tokuş ettiğimiz bir sahnedir. Girenler olur, çıkanlar olur; capcanlı bir yerdir. İnsanın o sahnedeki hareket kabiliyeti hep değişir. İhtiyaçlar, istekler, öncelikler değişir. Kişi bu değişimi kendisi yapar. Kişisel değişim düğmeleri sadece onun parmak izi ile çalışır. İşin trajik yanı da budur. Yalnız doğarsın yalnız olursun ve yalnız değişirsin."
Martin Eden bize şunu gösteriyor: İnsan bazen hayalini kurduğu şeye kavuştuğunda bir boşluk hisseder. Çünkü çoğu zaman ulaşmaya çalıştığımız şey, gerçek bir ihtiyaç değil idealize edilmiş bir fantezidir.
Martin hayatı boyunca “vardığı yer”in büyüsüne inanır. Sonunda vardığında ise büyünün bütünüyle kendi zihninde kurulduğunu fark eder. Gerçekle temas, idealizasyona her zaman zarar verir.
Ruth’a duyduğu aşk ise aslında Ruth’a değil; temsil ettiği sınıfa, hayallerine, kültürel bir imgeye, “üstün” olanın cazibesinedir. Bu çok tanıdık bir insanlık hali: Birine değil, zihnimizdeki versiyonuna aşık oluruz kimi zaman ve ilk gerçek temas gerçekleştiğinde “hayal kırıklığı” dediğimiz şey aslında gerçeğin nihayet görünmesidir.
Yani gerçekle temas ettikçe ideal olan çöker. Ulaştığımız şey değil, ona yüklediğimiz anlam bizi motive eder. Anlam çöktüğünde başarı da, aşk da, hayat da tükenmiş hissettirmeye başlar.
Çıkarılacak bir ders olarak ne yapabiliriz?Aslında burada sorun idealler kurmak değil, ideali gerçeğin yerine koymaktır. Bir şey bizi büyülese bile, onun insan tarafını, kusurlu yanını, sınırlı doğasını fark edebilmek hayattan alınan tadı artırır. Çünkü gerçek temas acıtır ama aynı zamanda ayaklarımızı yere bastırır. İdealize ettiklerimiz çöktüğünde değil; gerçeği tüm sıradanlığıyla görebildiğimizde hayata gerçekten yaklaşırız.
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,9bin okunma
Şimdiye kadar bu kitabı kime önersem, aynı cümleyi duyuyorum: “Tam da ihtiyacım olan şey buymuş, çok iyi geldi.”
Benim de birkaç defa okuduğum, bol bol not aldığım, altını çizdiğim kitaplardan biri. Kitap öyle bir dilde yazılmış ki adeta Gülcan hocayla karşılıklı sohbet ediyormuşsunuz gibi… Sade, anlaşılır ve samimi bir anlatımı var.
Aşkta, evliliklerde, ilişkilerde, hayatın içinde valizimizde getirdiklerimiz üzerine düşünmeye davet ediyor. Satırları bir solukta okunuyor, ama altını çizdiğiniz cümleler defalarca dönüp bakılacak türden.
Ben de kitabın son cümlesiyle bitireyim: “İstediğinizi alın, istemediğinizi bırakın.”
Okuması çok keyifli, içtenliğiyle size iyi gelecek bu güzel kitap için Gülcan Özer hocamıza teşekkürlerimi sunarım
İlişkilerde her zaman bir şeyler ararız. Ama çoğu zaman kendimizi kaybederiz. Bu yüzden ilişkiler, karşı tarafı değil, kendimizi fark ettiğimiz alanlardır.
Kimi zaman bağlanırız, kimi zaman korkarız.
Kimi zaman çok veririz, kimi zaman hep almayı bekleriz. Ama her durumda bir kendimizi bulma ya da kendimizden kaçma çabasıdır ilişkiler.
Biriysen hepsisin!
Kurban, kurtarıcı, zalim üçgeninde nerede olursan ol, sabit kalamazsın. Kurban gibi görünürsün ama bazen zalimsindir, bazen de kurtarıcı.
Çoğu zaman bu roller arasında gidip geldiğimizi bile fark etmeyiz.
“Neden hep ben?” diye sorduğumuz yerde durup şöyle sormayı teklif ediyor kitap: “Peki ya ben, başka kimlerin ‘neden hep ben’iydim?”
-Gerçek özgürlük, sadece kırıldığın yeri görmekte değil, başkalarını nerede kırdığını da fark etmekte başlar.