Paris’i, kentten hızla uzaklaşan bir trenin yük vagonundan seyretmeye benziyordu bu; hani kent her saniye biraz daha küçülür ama insan gerçekte kendisinin küçüldükçe küçüldüğünü, yalnızlaştıkça yalnızlaştığını, bütün o ışıklardan ve o coşkudan saatte bir milyon kilometre hızla uzaklaştığını hisseder ya, onun gibi bir şey işte.
Bir çatışmada ya da atom bombalarının atıldığı bir savaşta, gerçek ölümle yüzleşmekten kaçabilsek bile, dünyamızın içinde bulunduğu kötü durumun özüne yerleşmiş olan kaygı hala bizimle olacaktır.
“Önce, bir hayatı desteklemeye yetecek kadar sağlam olacak bir hayat anlamı projesini icat etmeli ve keşfetmeliyiz. Sonra, icat etme eylemimizi unutmanın bir yolunu bulmalı ve kendimizi hayatın anlamı projesini icat ettiğimize değil keşfettiğimize, yani bağımsız bir şekilde “dışarıda her yerde” var olduğuna ikna etmeliyiz.”