Ölüm kişisel bir meseledir, keder, çaresizlik, isyan duyguları ya da kupkuru bir felsefe üretir. Öte yandan, cenaze törenleri toplumsal olaylardır. Önce arabayı güzelce yıkamadan bir cenazeye gittiğinizi düşünün. Koyu renk, en iyi takım elbisenizi, gıcır gıcır cilalanmış en yeni siyah ayakkabılarınızı gitmeden bir mezarın başında dikildiğinizi. Çiçek buketini, çelengi, doğru olanı yaptığınızı kanıtlayan bir kartvizit iliştirmeden göndermeniz mümkün mü? Hiçbir toplumsal kurumun davranış kuralları bir cenaze törenindeki kadar katı değildir.
... Hayır, ölmekte olan kişiyi sevebilir, nefret edebilir, arkasından ağlayabilir, özleyebilirsiniz; ama öldüğü zaman o artık karmaşık ve resmi bir sosyal kutlamanın ana malzemesi, başlıca süsü olup çıkar.
Kim karar verecek, hangi ... ölümlerin trajik olduğuna, hangilerinin olmadığına? Kim karar verecek, neyin büyük neyin küçük olduğuna? Sayılar mı, fiziksel büyüklük mi ya da zeki olup olmamak mı rol oynar bunda? Eğer tek başına ve acılar içinde ölmekte olan küçük bir yaratık ya da küçük bir insancıksanız, küçüklüğünüzü hatırlamayabilir ya da bunun farkında bile olmayabilirsiniz. Eğer çektiğiniz acı bir sınırı aşıyorsa, kim ya da ne olduğunuzu hatırlamayabilirsiniz; tek bildiğiniz, sonu gelmeyen büyük acımızdır.
İnsan sevgisi büyük ölçüde defoludur; öyle olmadığında bile insanlar hep yanlış anlar, reddeder, kullanır ya da kendi amaçları doğrultusunda yönlendirirler onu. Sevdiğiniz bir kimseyi acıdan korumak zordur, zira insanlar sıklıkla acı çekmeyi seçerler; bizzat ben sıklıkla acı çekmeyi seçen biriyim. Bir hayvan ise asla acı çekmeyi seçmeyecektir; bir hayvan sevgiyi çok genç bir insandan bile çok daha kolay kabul edebilir. İşte bu yüzden, bir kediciği sevgiyle himaye etmenin mümkün olabileceğini düşündüm.
Kediler genellikle ahlak dışı olarak betimlenirler. Onlar hiçbir emre itaat etmezler ve hiçbir idealleri yoktur. Suçluluk ya da vicdan azabı belirtisi göstermezler, halihazırdaki hallerinden daha iyi olmaya çabalamazlar. Dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için çaba sarf etmezler ya da yapılacak en doğru şeyin ne olduğuna kafa yormazlar. Şayet anlayabilselerdi, nasıl yaşayacaklarının dışsal bir kritere göre belirlenmesi gerektiği fikri onlara gülünç gelirdi.