Dünya taşınması güç bir yük halini aldığında ruhumu o ağır yükün altından çekip çıkaran ve acının keskinliğini yumuşatan yegâne pusulam, kitapların dilsiz ama derin feryatlarıdır. Kitaplar, benim için sadece birer metin değil; dünyanın katı kayalarına çarpmamak için sığındığım dingin limanlar, hayatın trajedisine karşı kuşandığım zarif birer zırh oldu hep. Ben yine bir kum fırtınasından geçerken kitaplar beni fırtınadan kurtarmaya çalışıyorlar. Nihâyetinde çok memnunum bu kadim kurtarıcılardan.
Papirüs aylar önce okuduğum ve asla unutamayacağım bir eser. Vallejo, bizi milattan önce İskenderiye Kütüphanesi’nin inşa edildiği o vizyoner günlere götürüyor. Ancak bunu yaparken akademik bir dilden ziyade, bir masal anlatıcısı edasıyla hareket ediyor. Kitabın ilk sayfalarında, kayıp parşömenlerin peşine düşen atlı suvarilerin heyecanını duyabiliyorsun. Yazar, bilginin peşindeki bu tutkuyu günümüzün modern dünyasıyla o kadar güzel harmanlıyor ki, antik çağdaki bir okurla kendinizi aynı duyguda buluveriyorsunuz.
Kitabın en etkileyici yanlarından biri, odağını sadece krallara veya büyük filozoflara dikmemesi. Vallejo; kölelerin, kopyacıların, isimsiz ciltçilerin ve hikayeleri dilden dile aktaran anlatıcıların hakkını teslim ediyor.
Eseri benzerlerinden ayıran şey, Vallejo’nun araya kendi hayatından kesitler serpiştirmesi. Çocukken okulda yaşadığı zorluklar, zorbalıkla mücadelesi ve kitaplara sığınma hikayesi... Bu kişisel dokunuşlar, "Kitaplar bizi neden kurtarır?" sorusuna çok insani bir cevap veriyor. Yazarın bu itirafları, okuyucuyla arasında kopmaz bir bağ kuruyor.
Kısacası; bu kitap, okumayı seven herkesin kendi köklerini bulacağı bir "insanlık hafızası" rehberi.
Bu güzelim eseri tavsiye eden @smozlp
a sonsuz sevgiler.