Belli belirsiz bir iyimserlikle gülümsemesi, uysallıkla başını eğişi, her hali öylesine akıl çeliciydi ki sıcacıktı kalbim. Aşktı bu, emindim. Beni güldürebilir, hıçkırıklara boğabilir, süründürebilirdi.
Henüz otuzumda olduğum halde hayata yeniden başlamayı, kendimi baştan yaratmayı özlüyorum.
Geçmiş son sekiz yılım. Ne istediğini bilememeler, rüzgârın önünde tüy gibi uçuşup gitmeler. O ateşler, fırtınalar. Yazık. Yaşamın yalınlığını her şeyden çok önemsemeyi ve bunun için eldekileri korkmadan riske atmayı beceremedim. Elimden tutan olmadığı ve beni beklediğini sandığım bütün güzel şeyler ben onlara doğru hevesle yürüdükçe hızla uzaklaştığı için.
Ağlama isteğinin boşa çıktığı bir hiçlik anı.