"Kimi zaman hava güzel olduğunda biraz canlanır, yataktan kalkar ve giyinirdi; henüz öbür odaya geçemeden kendini yorgun hisseder, yatağına geri dönmek isterdi.."
Legrandin'le akşam yemeğini evinin terasında yediğimiz sırada çok güzel bir mehtap vardı. "Güzel bir sessizlik var, değil mi?" dedi. "Daha ileriki yıllarda okuyacağınız bir romancı, benim gibi gönlü yaralı olanların payına sadece karanlık ve sessizliğin düştüğünü söyler ve hayatta sizin henüz çok uzağında olduğunuz öyle bir an gelir ki, çocuğum, yorgun gözler sadece tek bir ışığa, böyle güzel gecelerin karanlıktan süzerek hazırladığı ışığa dayanabilir. kulaklar, sadece ay ışığının sessizliğin flütünü eline alıp çaldığı müziği dinleyebilir."
Legrandin, bu karşılaşmadan bir gün önce annemle bahamda ertesi akşam evinde yemeğe gitmem için müsaade istemişti. "Gelin şu yaşlı dostunuzun yalnızlığını paylaşın." demişti bana, bir gezginin, bir daha göremeyeceğimiz bir ülkeden bize gönderdiğ bir demet çiçek gibi, yeniyetmeliğinizin o uzak diyarından, benim de uzun yıllar önce geçirdiğim baharların çiçek kokularını getirin bana. Çuhaçiçeğiyle, yabani hindibayla, düğünçiçeğiyle birlikte Balzac florasının sevgi demetini oluşturan damkoruğuyla birlikte, Diriliş yortusunun çiçeği akpapatyayla birlikte, Paskalya yağışlarının son karları henüz erimemişken büyükhalanızın bahçesini kokularıyla dolduran kardelenlerle gelin. Hz. Süleyman'ın şanına yaraşır zambağın görkemli ipek giysisiyle, menekşelerin çok renkli minesiyle birlikte ve özellikle de, hâlâ son donların serinliğini taşıyan, bu sabahtan beri bekleyen iki kelebek için, ilk Kudüs gülünün kapısını aralayacak olan rüzgârı yanınıza alıp gelin."
"Mlle Vinteuil, söylediklerini kendini karşısındakilerin yerine koyarak dinler, yanlış anlaşılmaktan korkar ve işte o zaman o erkeksi, 'iyi adam' yüzü âdeta aydınlanarak saydamlaşır ve altından, kederli bir genç kızın ince yüz hatları belirirdi."
"Zira insan kendisini ruhuyla sürekli kuşatılmış hissetse de, bizi saran bu ruh hiç değişmeyen bir hapishane değildir aslında; insan, daha çok ruhunu aşmak, dışarıya ulaşmak için sürekli hareket halinde olup ruhuyla birlikte bir tür yılgınlık içinde sürüklenir, çevresinde daima, dışarıdan bir yankılanma değil de, içindeki bir titreşimin çınlaması olan ve hiç değişmeyen bir tını duyar âdeta."