Budizm, pozitivisttir. Buda'nın zamanını önceleyen dönemde spekülasyon, hemen hemen şaha kalkmıştı ve teorik meselelerin tartışılması, düşüncede anarşiye yol açıyordu. Onun öğretisi, bir reaksiyonu temsil eder ve biz onda hayatın sert gerçekliklerine geri dönmeye yönelik daimi bir çabayla karşılaşırız. Zamanının geleneksel inancını takip ederek Buda, sık sık konuşmalarında bizimkinden başka dünyalara ve onlarda ikamet ettikleri farz edilen varlıklara gönderme yapardı. O, günümüz dilini kullanan herhangi bir kimse için kaçınması imkânsız olan popüler bir ifade tarzıydı. Aynı zamanda, kısmen kesin eskatolojik referansıyla birlikte karma doktrinine inancından kaynaklanmaktaydı. Ancak onun öğretisi, özü itibariyle pozitif olarak bilinmeyen her şeyi dışlayan olarak tasvir edilebilir. Buda, Vedalar geleneğinin otoritesini, özellikle de ayinle ilgili olarak, bütünüyle reddetti. Bazı modern biliminsanları, tabiatüstüne inancın, zamanın psikolojik şartlarının üstüne çıkamayan öğretinin esas kısmı olduğunu iddia ederler. Ancak genel ruhu, özellikle bu zamanda bilinmeyen pozitivist doktrinleri topladığımızda, Buda'nın algı ve akıl alanının ötesinde herhangi bir şeyi kabul etmediği görüşünü ifade eder. Böyle bir görüş aynı zamanda, göreceğimiz gibi, öğretinin üzerinde daha sonraki zamanlarda gelişeceği hâkim rasyonalist çizgiler tarafından desteklenir.