Tan

Tan
@quidem
dijital defter
Gerçek şu ki, Mutlak'ın kendisinin kişileştirildiği ve ondan Tanrı olarak söz edildiği yer dışında, ana meselesi felsefî Mutlak olan Upanişadlarda hakkıyla herhangi teistik bir görüş arayamayız. Mutlak doktrininin bu tür teistik bir yorumu, zaman zaman bulunur. Bu doktrinin iki şeklinden, böyle bir dönüşüme kolaylıkla yardım eden kozmik doktrindir. Ancak âtmanla özdeş olup bu şekilde hâsıl olan bir Tanrı eninde sonunda cîva'dan ayırt edilemez. O, yalnızca içsel bir ilkeyi temsil edebilir, tapınandan ayrı bir tapınma nesnesini değil. Upanişadlar, bu türden bir nesnel Tanrı anlayışını kesinlikle reddederler. "Her kim bir ilaha, onun bir ve kendisinin başka bir şey olduğunu düşünerek ibadet ederse, o bilmez." Bu yüzden Upanişadlardaki Tanrı fikri, temel olarak bizim dışımızda olarak takdim edilen parlak bir şey olan Vedaların deva görüşünden ya da hatta daha sonra Prcâ-pati görüşünden farklılık gösterir ve yalnızca nezaketen teistik olarak tasvir edilir. Upanişadların Tanrısı, "ölümsüz içsel yönetici" (antaryâmyamrtah) ya da bütün şeylerin içinden geçen ve onları bir arada tutan "ip" olarak tasvir edilir. O, hem canlı hem de cansız varlığın merkezi hakikatidir ve görünüşe göre yalnızca aşkın değil fakat içkin bir ilkedir de. O, evrenin yaratıcısıdır, "örümceğin ağını yapması" gibi onu kendisinden meydana getiren ve onu yeniden kendisine geri çekendir. Burada yaratmak, gerçekte evrim için kullanılan bir başka kelime hâline gelir. Sonraki Vedanta terminolojisinde tanrı, evrenin yeterli ve aynı zamanda maddi sebebidir. (abhinna-nibittopâdâna)
Sayfa 63
Felsefe
Reklam
Upanişadlara göre, çoğunluk ölümden sonra yeniden doğar. Mokşa'ya ulaşıncaya kadarki daimi doğumlar ve ölümler akışı, samsâra ya da ruh göçü olarak isimlendirilen şeydir. Bu yalnızca, erdemli olmayanların değil, aynı zamanda, eylemlerini dini meşguliyetlere hasreden ve doğru bilgiden mahrum kimselerin de kaderidir. Böyle her öldüğünde cîvanın kaldığı doğum türünü yöneten yasa, karma yasası olarak bilinir. Bu, fiziki dünyada olduğu gibi, ahlâki dünyada da yeterli bir sebep olmaksızın hiçbir şeyin meydana gelmeyeceğine, bütün acıları ve mutluluklarıyla her hayatın geçmiş yaşamların zorunlu sonucu olduğunu ve sırası geldiğinde şimdiki eylemlerin gelecekteki doğumların sebebi hâline geldiğine işaret eder. Bütün acıların ipucunu nihai olarak bize yükler ve böylece de Tanrı'ya ya da komşularımıza karşı kini ortadan kaldırır. Ona göre, gelecek bütünüyle kendi ellerimizdedir; bunun için söz konusu yasaya inanç, doğru davranış için daimi bir teşvik edici olarak hizmet görür.
Sayfa 60
Felsefe
Bu monistik görüş, idealist olarak tasvir edilebilir, çünkü Upanişadların eşit derecede çarpıcı olan sözlerinin birçoğuna göre evrende, kendisi bizatihi zihnî değilse bile, zihnî koşul gerektirmeyen hiçbir şey yoktur. "Orada güneş parlamaz, ne ay ne yıldızlar, ne de bu şimşekler. Öyleyse bu ateş nereden ortaya çıktı? Her şey, yalnızca parlayan ruhtan sonra parlar; bütün bunlar onun ışığıyla parlar."
Sayfa 41
Felsefe
Vedalar literatürünü içeren çalışmalar arasında, yabancıların ilk dikkatini çekecek olan Upanişadlardır. Bu çalışmaların birkaç tanesi, Moğollar zamanında Farisi diline tercüme edildi ve oradan da yaklaşık son yüzyılın başlangıcında Latinceye çevrildi. Avrupa'da ilk kez bu Latince çeviriyle bilinmeye başlandı ve mesela, bu tercüme vasıtasıyladır ki, Schopenhauer onları takdir etmeyi öğrenmiştir.
Sayfa 39
Felsefe
Bütün canlı varlıkların dostluğu ideali en iyi şekilde, zarar-vermeme doktrini (ahimsa) ilkesiyle gösterilir. Bu doktrin, yüksek Hint inançlarının her birinin bütünleyici bir parçasıdır ve yalnızca azizler ve bilgeler tarafından değil, aynı zamanda Aşoka gibi imparatorlar tarafından da uygulanır. Ahimsa, beşeri toplumun önemini azaltabilir. Bunun sebebi, adı geçen idealin, yalnızca beşeri toplumu değil her türlü canlı varlığı kapsayan daha büyük bütüne değer vermesidir.
Sayfa 9
Felsefe