Cadıkorusu Düğümü Olivia Atwater
Gotik atmosferi, Viktoryen dönem estetiği ve masalsı karanlığıyla okuru daha ilk sayfadan içine çeken bir roman. Herkesin korktuğu, lanetli olduğu söylenen, perilerle anılan Cadıkorusu Malikânesi… Dışarıdan bakıldığında ihtişamlı, içeride ise her duvarın ardında fısıltılar, gölgeler ve bastırılmış sırlar saklayan bir mekân. Atwater, bu malikaneyi yalnızca bir “mekân” olarak değil, yaşayan ve nefes alan bir karakter gibi kurguluyor.
Hikâyenin merkezinde Winifred Hall (Winnie) var. Dışarıdan bakıldığında soğukkanlı, mesafeli ve yer yer kibirli görünen bu kadın, aslında bir mürebbiye değil; bir büyücü koruyucu. Görevi, Cadıkorusu’nun tehlikeleri arasında genç efendi Robert’ı korumak. Winnie’nin en sevdiğim yanı, klasik “kurtarılmayı bekleyen kadın” kalıbının tamamen dışında olması. Zekâsı, iradesi ve kararlılığıyla olayların merkezinde duran, korksa bile geri adım atmayan bir karakter. Soğukluğunun ardındaki nedenleri öğrenmek ise onu daha da gerçek ve derin kılıyor.
Robert karakteri, başta şımarık ve zorlayıcı gibi görünse de hikâye ilerledikçe periler dünyasına açılan kapılardan biri hâline geliyor. Onun üzerinden hem peri mitolojisini hem de Cadıkorusu’nun lanetli yapısını öğreniyoruz. Perilerin ürkütücü, oyunbaz ve acımasız doğası oldukça başarılı işlenmiş. Bu kitapta periler “tatlı masal varlıkları” değil; tehlikeli, sözlerine dikkat edilmesi gereken, kadim ve karanlık güçler.
Ve tabii ki Bay Quincy… Malikânenin uşağı olduğunu iddia eden ama kimsenin varlığından emin olamadığı bu gizemli karakter, hikâyenin en çarpıcı unsurlarından biri. Ne tam iyi ne de tam kötü. Onun doğası, geçmişi ve malikâneyle olan bağı yavaş yavaş çözülürken, okur da Winnie’yle birlikte sürekli bir güvensizlik hâli yaşıyor. Bay Quincy, trajik bir antikahraman