"Sultanım, hiç şüphesiz bu ilk tetkik ettiğimiz üzere bir vebadır. Allah-u Teala kitabında 'Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.' buyurduğu gibi Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz de 'Siz bir yerde taun (veba) olduğunu duyduysanız oraya girmeyin. Eğer taunun (veba) olduğu yerde iseniz oradan da dışarıya çıkmayın? demiştir."
Aynı zamanda Hz. Ömer de Şam yolculuğu sırasında çıkan bir veba sonrası o bölgeye girmemiş ve yanındaki saha- binin: "Kaderden mi kaçıyorsun?" ikazı üzerine Hz. Ömer: "Evet, bir kaderden başka bir kadere kaçıyorum." diyerek Efendimizin sünnetini yerine getirmiştir.
"Bu ezberciliğin bir sonucu olarak, ilim meclislerinde, söz söylemeden susup kalırlar. Tahsillerini tamamlamış görünenlerin dahi ilimde meleke hâsıl etmemiş oldukları anlaşılmaktadır. Bunların bu kusurları, güzel bir öğretim metodu ile ders veren öğretmenlerin bulunmamasından ve öğretim usulünün bozukluğundan ileri gelmektedir. Halbuki bunların okuduklarını ezberlemeleri ve ezbere önem vermeleri diğerlerine nispetle daha yüksek derecededir. Bunlar, ilimde meleke sahibi olma yolunun kitapta yazılanları ezberlemek olduğunu sanırlar. Yukarıda anlattığımız gibi bunlar melekenin, ilmi münakaşalar ve münazaralarla, koniuları ve meseleleri zihinde yerleştirmek suretiyle kazanacaklarını unuturlar."
Zekânın tadacağı en mükemmel şeye,
yabancı duygular musallat olur daima;
Nail olunca iyilik tarafına bu dünyanın,
En iyi şeyleri hülya ve kuruntu sayarız.
Bize hayat bahşeden harikulade duygular
Şu dünya hercümercinde donup kalırlar.
Ümitlere kapılarak metin bir uçuşla
Muhayyile ebediyete kanatlanınca,
Aslında küçük bir mekân dahi kâfi gelir ona Kaybolunca mutluluk zamanın girdaplarında. Hemen yerleşir kalbin derinliklerine Kaygı,
Orada müessir olur, yaratır gizli ızdırapları. Huzursuz çırpınıverir, rahatımızı kaçırır Kaygı, Mütemadiyen yeni maskeler takınır Kaygı,
Gâh bir ev ve çiftlik, gâh kadın ve çocuk, gâh hançer
Bazen zehir bazen ateş ve su şeklinde tezahür eder.
Oysa sen sana isabet etmeyecek şeyin karşısında titrersin
Ve hiçbir zaman kaybetmeyeceğin şeye sürekli ağlarsın.
Hümanizm, insanın; doğa ve Tanrı karşısındaki konumunu değiştirme, transhümanizm ise insanın doğasını değiştirmeye ve onu doğadan ve Tanrı'dan koparma amacındadır.
Felsefi bilimleri öğrenmek, kurucu bir peygamberin bildiği mâkulleri kavramak yani onun zihnî muhtevası olan hakikati tevârüs etmek iken, şeriatı anlamak ve uygulamak, kurucu peygamberin muhtelif davranış formlarında tecessüm ettirdiği yetkinlik gömleğini giymek demektir.